Bilecik’e Gittim

2 Nisan 2016 Cumartesi sabahı Kadıköy Evlendirme dairesi önünden katıldım gruba, yolculuk Bilecik’e yapılıyordu. Eşim de yanımdaydı, o daha çok Osmaneli’ndeki ahşap konakların restorasyonlarıyla ilgileniyordu.

Davet, Bebka (Bursa, Eskişehir, Bilecik Kalkınma Ajansı)  adına Metin Çelik Bey’den gelmişti. Geçen  senelerde de yine aynı geziye katılmış ve yine günlüğümde de yazmıştım.

İlk  durağımız yine Osmaneli oldu. Geçen sene bize rehberlik eden ve belediyede görevli olan beyefendi, Osmaneli’ni olabildiğince güzel bir şekilde anlattı. Bu anlatım önemliydi, çünkü kentin tarihini ilk yıllarından aldı, bunun içinde eski çağlar, Bizans ve daha sonra Osmanlı vardı, bu benim çok hoşuma gitti. Son zamanlarda gördüğüm kadarıyla Bilecik ve çevresi daha çok Osmanlı ile öne çıkıyor, tabii burası İmparatorluk için çok önemli ama Osmanlılar geldiklerinde burası daha önce hiç yaşanmamış bir yer değildi, etrafta  fazla sayıda Bizans Tekfurları da bulunuyordu. Ondan önce de Bitinya, Roma, Selçuklu vardı. Dolayısıyla onlardan kalan önemli izler var ve bu turizm alanında paha biçilemez destinasyonlar anlamına geliyor.

Osmaneli restorasyonları ilerletmiş, geçen gidişimizden sonra bir hayli fazla sayıda konak yenilenmiş. Bir o kadarında da hummalı bir çalışma olduğunu gördük. Sanıyorum restorasyonlarda biraz daha dikkati davranılmaya başlanmış. En azından Eski Rum Mahallesi’ndeki konaklarda devam eden çalışmalarda bunu gördüm, ama iyi  yapılmamış restorasyonlar da bulunuyor, bunu da söylemek gerekiyor çünkü yapıldıktan sonra düzeltilmesi kolay olmuyor.

Osmaneli bu süre zarfında bir de uçak  edinip sergilemiş. Bu da çok hoşuma gitti. Küçük ve sevimli posta uçağı, Osmaneli ile Eskişehir arasındaki tatlı hikayenin anlatılmasıyla kent için bir farkındalığa meydan veriyor. Kilise,  geçen sefer gördüğümüz gibi bırakılmış  çünkü yapılması gereken prosedürler devam etmekteymiş. Bu arada Fener Patriği Bartelemoyus da bu kiliseye gelerek restorasyon sonrasında kilise ile ilgili olarak Patrikhanede bulunan arşivleri açtırma sözü vermiş. Rüstem Paşa Caamisi burası için önemli bir mekan, çok hoş bir yapı, ziyareti günü zenginleştiriyor.  Fakat küçük çarşıdaki ufak tarihi dükkanlar öylesine kaderine terk edilmiş halde beklemeye devam ediyorlar, bu durum ben üzdü.

Osmaneli’nden ayrılıp, Gölpazarı Kurşunlu Köyü’ne geçtik. Bu sevimli köy, birkaç kadının girişimi sonucu ev turizmini uygulamaya başlamış. Bir dernek kurmuşlar, yöresel tatlar ve gelenekleriyle gelenleri ağırlıyorlar. Öğlen yemeği burada yenildi ve köyün geçmişine özgü yemekler sunuldu oldukça da beğenildi. Bozulmamış bir köy, sokakları tertemiz ve çiçekler içinde. Yemekten sonra köyün üst tarafında bulunan kırlık bir alana gittik. Burada piknikler düzenleniyor, özellikle Hıdırellez gibi kutlamalar büyük bir neşe içinde yapılıyormuş. Alanın yukarısında da doğa yürüyüşleri yapılacak, ot ve mantar toplananacak mekanlar, Gölpazarı’nın izlenebileceği bir seyir terası bulunuyor. Köylü hanımlardan birisi yüreğimi burkan bir şey anlattı, ben de burada yazmadan geçemeyeceğim. Köyün üst tarafında  çam ağaçlarıyla kaplı bir ormanlık alan bulunuyor. Bu alanda önceleri bütün köylülerin üzüm bağları varmış. Akşam üzerleri köydeki herkes sepetlerini koluna takar ve bağlara üzüm toplamaya giderdi, şimdi ne bağ kaldı ne de o günlerin güzellikleri dedi. Sadece büyük şehir yaşayanlarının değil, kırsal kesimin de kaybettiği doğanın peşinden özlemle baktığını bir kez daha gördüm.

Kurşunlu’dan ayrılıp, Söğüt’e geçildi. Ertuğrul Gazi’nin türbesi ziyaret edilip, etli pilav yenildi. Ertuğrul Gazi Mescidi (Kuyulu Mescid), Çelebi Sultan Mehmed Camii, Kaymakam Çeşmesi ve özellikle çok ilgimi çeken eski iplik fabrikası görüldü. Ertesi sabah Kınık’a geçilerek köy kahvesinde  yöresel kahvaltı yapıldı ve çömlek atölyelerine geçildi. Hayatımda gördüğüm en güzel ve fiyat açısından en uygun çömlekçiler Kınık’taydılar. Bahçem için büyük bir çiçek küpü ve değişk ebatlarda epey çiçek saksısı aldım. Pelitözü Göleti  gezildikten sonra Bilecik merkezde Eski Bilecik’e gidildi. Bilecik uzun zamandan bu yana turizme açılmaya hazırlanıyor. Osmanlı ile ilgili olarak zaten bir  turizm altyapısına sahip bulunuyor, özellikle de Söğüt bu konuda önemli bir merkez.  Fakat Osmanlı İmparatorluğu öncesinde de tarihin önemli uygarlıklarına mekan olmuş. Bunları da bu projeye dahil ettiği taktirde turizm yelpazesini genişletecektir. Ayrıca şehir özellikle de ilçeleri büyük bir meyva bahçesini andırıyor. Bu da Gastronomi turizmi açısından olduğu kadar turizmin diğer çeşitleri için de önemli bir artı değer ifade ediyor.  Bilecik toprakları, Bitinya, Roma, Bizans ve Selçuklu’ya yurt olmuş. Osmanlı İmparatorluğu’nun temelleri burada atılmış, tarihin tozlu sayfaları içinde önemli olaylara mekan olmuş. Turizm projelerinde sadece Osmanlı İmparatorluğu, özellikle de kurucular ve II. Abdülhamid’in anılması sadece şehrin elini zorlaştırır, başka bir işe yarayacağını zanetmiyorum.

Sevgilerimle.
Bilsen Gürer
Editör

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz