Edirne Birinci Bando ve Ciğer Festivali Yolculuğum

Bu gezimi günü gününe not aldım ama toparlayıp da buraya yazmam için biraz zamana ihtiyacım vardı. Fakat gecikmeli olsa da bu gezimi ve sonrasında İstanbul’da yaptığım bir kaç küçük çalışmamı sizinle paylaşacağım. Günlüğümü yarım bırakmak istemiyorum. Edirne, meşhur “Tava Ciğeri”ni markalaştırmak için kolları sıvayıp 27-28-29 Mayıs 2011 tarihlerinde “Birinci Bando ve Ciğer Festivali’ni ” düzenledi. Bende bu festivale TURSAB Boğaziçi Bölgesel Yürütme Kurulu temsilcisi olarak katılmak üzere, 27 Mayıs sabahı yola çıktım.

Sabah 08.45 otobüsüyle başladığım yolculuğum, yarıma doğru bitti. Otogardan Edirne merkezinde bulunan Park Otel’e gelmek için de servisi kullandım. Elimdeki küçük valizi otele bırakıp hemen Ciğerciler Derneğinin fahri başkanlığını yapan “Küçük Ev’in” işletmecisi Hasan Beyle buluştum. Fena halde de acıkmıştım. Küçük Ev’in meşhur “Muhtar Pidesi” ile üzerine bir kaç bardak demli çaylal hem karnımı doyurdum hem de yorgunluğumı bir nebze azalttım. İlk açılış törenini kaçırmıştım ama, Yunanistan, Makedonya, Bulgaristan, Romanya, Keşan ve Edirne bandolarının programlarını izledim.

Yabancı bando takımları, yavaş yavaş belediye binası önünde toplanmaya başlıyorlardı. Bu Editor_Edirne4arada ben de hızlı bir şekilde Selimiye ve çevresini, Hafızlar Konağı’nın içini, Belediyenin arka sokaklarını gezip fotoğrafladım ve tekrar tören yerine geçtim..

Bando takımları ve beyaz giysileriyle ciğerci ustaları Belediye binası önünden Saraçlar Caddesi’nde kurulan sahneye doğru bir seramoniye başladıklarında, trafik durdu ve Edirne halkı büyük bir sevgiyle bu geçisi seyre daldı. Zaten kalabalık ve her daim hareketli olan Saraçlar Caddesi, bando konserlerini izlemeye gelenlerle daha fazla kalabalıklaşmıştı.

Zevkli bir müzik ziyafeti sonrasında Saraçlar Caddesi’ni gezip fotoğraflamaya başladım. Edirne için önemli bir yer burası. Bir kaç sene önce trafiğe kapatılmış. Caddenin ortalarına doğru bir de küçük bir kazı alanı var. Ama görünüşe bakılırsa biraz kaderine terk edilmiş gibi duruyor. Fakat geçen senelerde kazılıyormuş, öyle söylediler.

Saraçlar Caddesi, kent için önemli bir yer. Sağlı sollu, tarihi binalar, buradaki geçmişin derin izlerini korumaya devam ediyorlar. Bu izler, büyük bir ticaretin ve bu ticaretin sağladığı iyi bir yaşam standardının izleri. Zaten, cadde Kaleiçi Mahallesi’nde bulunuyor. Bu semt Edirne’nin en eski yerleşimlerinin bulunduğu alan. Görkemi biraz bozulmuş olsa da hala etkisini sürdürüyor.

Bando konserinden sonra bir defa daha caddeyi sonuna kadar yürüdüm. O gün semt pazarı kurulmuştu. Ben de hemen caddenin sonunda, pazarın başında, tarım aletleri, kazma, kürek, çapa v.b. şeyler satan yaşlı bir çiftten, ihtiyacım olan bir tırmık satın aldım. Bu defa bir değişiklik yapıp, Edirne’nin semt pazarına girmedim. Gittiğim bir kentte ilk defa pazarı es geçiyorum. Ama zamanı çok iyi kullanmam gerekiyor, görmem gereken çok fazla yer var. Aldığım tırmığı taşımamak için orda bulunan bir yem satıcısına emanet edip yine ara sokaklara girdim. Akşam saat sekizden önce de yine aynı yere dönüp tırmığımı aldım, çünkü yemci bu saatte dükkanını kapatıp gidecek. Tırmığı otele bırakıp, hafif bir akşam yemeği yedim ve tekrar Selimiye Camisi’ne doğru yürümeye başladım. Hem burasının gece fotoğrafını çekmek istiyordum, hem de “Eski Cami’nin” alt taraflarını görmek niyetindeydim. Epey gezdikten sonra tekrar Hasan Beyle buluşup biraz sohbet ettim. Gece saat on ikiye doğru otele döndüğümde, gün boyunca yaptığım koşuşturmanın ve sıcağın yorgunluğuyla uyudum.

28 Mayıs Cumartesi günü sokağa çıkışım, sabah saat altı sıralarıydı. Araçlar sokağa çıkmadan fotoğraflamak istediğim yerler vardı. Çıktığımda benim gibi düşünen bir başka fotoğrafçı ile karşılaştım. O da benim gibi erkenden çıkmıştı. Epeyce aynı sokaklarda gezdikten sonra, o ayrıldı ben yalnız olarak gezmeye devam ettim. Yahudi Sinagogu’nu fotoğraflarken, karşıki binada balkona çıkan yaşlı bir Edirne’li hanımla ayak üstü sohbet ettim. Sinagog önünde çalışmalar başlatılmış, bir kaç saat sonra gelirsem belki bahçe kapısını açık bulabileceğimi söyledi. Sinagogu bu haliyle çekmek için inanılmaz bir fırsat ama ne yazık ki ben bir daha buraya dönemeyeceğim.

Saat dokuz civarında kahvaltı yapmak için otele döndüm. Bulgaristan Bando takımı da bu otelde kalıyor. Hepsi birden kahvaltıdalar. Ben çabucak bir şeyler yiyip hızlı bir şekilde, Üç Şerefeli Cami’ye geçtim. Çünkü bu gün İstanbul’dan gelen misafirlerim olacak. Onlar gelene kadar benim çabucak gezmem gereken yerler var. Camide artık işim bitmek üzereyken misafrlerim de geldiler. Buluştuk. Onlar tava ciğeri yedikten sonra Meriç Köprüsü’ne doğru yola çıktık. Önce Bimarhane’ye gidip sonra köprünün kenarındaki eski karakol binasında demli çaylarımızı da yudumladıktan sonra Karaağaç’a gitmek üzere yola koyulduk.

Karaağaç inanılmaz derecede kalabalıktı. Tarihi çınarların altındaki tesislerin hemen hemen bütün sandalyeleri doluydu. Bir sürü de gelin vardı. Hepsinin peşinde de profesyonel fotoğrafçılar.Bu süslü ama güzel genç kadınlar, hem orada bulunan tarihi treni hem Mimar Kemalettin’in harika gar binasını dekor olarak kullanıp bu çok özel günlerini ölümsüzleştirmenin peşindeydiler.

Devamı var….

Bilsen Gürer
Editör
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz