Isparta Seyahatim

17 – 20 Kasım 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilen Isparta Seyahati, yine TÜRSAB adına yapılmış bir organizasyondu. BARKA ve Isparta Valiliği ev sahipliğinde düzenlenmiş olup, bir  günlük bir sempozyumla turizm konusunda görüş alış-verişinde bulunulacaktı.

Yaklaşık 25 kişilik bir grup olarak öğlen uçağı ile gidildi Isparta’ya.  O gün, İslamköy’deki  Süleyman Demirel Demokrasi Müzesi ve kabri ziyaret edilip, Barida Otel’e giriş yapıldı. Ertesi gün Barida Otel’de yapılacak olan Davraz Turizm Çalıştayı açılış konuşmalarıyla başladı. Öğlenden sonra değişik başlıklarla ayrılmış çalışma masalarında TÜRSAB üyeleri iştirakiyle Isparta turizmi üzerinde görüş alış-verişinde bulunuldu. Ben, Agro Turizm başlığıyla özellikle gül ve lavanta ile diğer konuların görüşüleceği masada görevlendirilmiştim ama İnanç ve Kültür Turizmi’nin konuşulacağı masaya geçtim. Burada daha aktif olabileceğimi düşünüyordum.Barka ve Isparta turizm projeleri konusunda bir hayli yol almışlar. Önemli toplantılar yapılmış, konularında ilerleme kaydetmişler öyle ki bazı projelerin finansmanları bile sağlanmış. Ama bu turizm projelerinin konuşulma aşamasında TURSAB’a yer verilmemiş. Halbuki, 1972 yılında, 1618 sayılı yasa ile kurulan TÜRSAB, bu projelerin nihai katılımcısıdır. Kentler, bu projeleri bireysel turizmcinin hizmetine sunarlar ama daima TURSAB üyelerinin getireceği turları da beklerler..Doğrusu da budur. Dolayısıyla, projelerin konuşulma aşamasında TÜRSAB’ın bulunması çok önemlidir.

Masada gördüğüm en önemli olay;Isparta’nın Barla’ya yönelik Said-i Nursi projesiydi.editor_isparta_3 Barla bu konu üzerinden zaten yeterli ziyaretçiyi alıyor. Gelenlerin daha iyi koşullarda misafir edilmeleri ve Barla’nın istenilen hedefe varması için bu proje gerekli ama bu demek değil ki, diğer argümanlar göz ardı edilebilir. Barla’da çıplak gözle görülebilen bir antik yol, eski bir Rum Mahallesi, küçük ve şirin bir kanyon, nostaljik bir tren hattı var. Siz bu tren hattını görmezden gelip, Barla’ya daha fazla insan, daha fazla araç girişi sağlayan projeleri hayata geçirdiğinizde, ileriye yönelik problemlere de davetiye çıkarmış olursunuz. Önemli olan, bir projenin 50-60 yıl sonrasının düşünülerek hayata geçirilmesidir. Bu turizmde süreklilik dediğimiz önemli bir detaydır. Barla’da gölü yok sayamazsınız, korunmuş olan doğallığı yok sayamazsınız, bunların olabildiğince iyi değerlendirilmesi önemlidir. Bütün bu detayları masada karşılıklı olarak konuştuk, Hristiyanlık için çok önemli olan Aziz Paul, Antiokhia Pisidya Antik kenti, Atatürk ve Eğridir’in önemini vurguladık.

Üçüncü gün erken bir saatte, Davraz Kayak Merkezi ziyareti gerçekleştirildi. Türkiye’nin önemli kayak merkezlerinden biri olup, büyük yatırımlar da yapılmış, yapılmaya da devam ediliyor. Kasım sonu olmasına rağmen  bölgeye hiç kar yağmamış. Üstelik bahardan kalma bir gün gibi sıcaktı. Yapay kar makinalarıyla kar yapacaklar, bu konuda büyükçe bir gölet de yapılıyor. Dünyanın ısındığı ve bunun bir bela olacağı söylenilen bir ortamda kayak merkezlerine yapılan yatırımlar ciddi bir endişe olarak daima  düşünülüyor. Hele bizim yurdumuzda bir hastalık haline gelen baraj yapımları da iklimin ısınmasına çok katkı yapmışken, Davraz gibi önemli ve kaymaya müsait coğrafyaların başarılı olmalarını canı gönülden diliyorum ama ben kendi adıma bu endişeyi hep duyuyorum. Umarım, ben yanılıyorumdur.

Davraz sonrasında Barla’ya oradan da Eğridir Yeşilada’da (Mis Adası) öğlen yemeğine geçtik. Eğridir’in içinden geçip, kenarından dolanarak Yalvaç’ta bulunan Antiokhia Pisidya Antik Kenti’ni gezdik. Kent uzun yıllardan bu yana, kısa sürelerle kazılıyor. Bu yüzden henüz %5’lik gibi bir kısmı ortaya çıkartılmış. Hristiyanlık açısından çok önemli bir yer. Aziz  Paulus, ilk vaazını burada vermiş ve toplamda üç defa gelmiş. Yalvaç’a yerleşmiş ve kıl çadır dokumacılığı yapmış. Yine bu antik kentin en önemli ayrıcalığı burada bulunan bir Men Tapınağı’dır. Mezopotamya kökenli Tanrı Men, buradaki antik kentte tapınım görmüş, adına yapılan tapınak da günümüze iyi sayılabilecek bir halde gelmeyi başarmış.

editor_isparta_1Antik kentten ayrılıp  Yalvaç’a döndük. Devlethan Camisi’nin karşısındaki yaşlı çınar ağaçlarının altında, Yalvaç Eski Belediye Başkanının çay ve mayasız hamur ekmeği ikramıyla nefeslendik. Yalvaç Müzesi’ne girip, eski belediye başkanı ile birlikte, Tıraşzade Konağı’nı gezdik. Konağın inşatı 11840 yılında başlamış, eklemelerle 1911 yılında son şeklini almıştır. Belediyeye it Kültür evi olarak hizmet vermektedir. Geç bir saatte otele döndük.

Ertesi sabah küçük bir grup olarak sabah saat 08’de, Toros’ların  Köroğlu Geçidi denilen bölgesi üzerinden Ağlasun’a gittik. Sagalassos Antik Kenti’nin son halini görecektik. Üç- dört sene öncesinden bir hayli ilerlemiş olduğunu gördüm. Kazılar iyi gitmiş, bazı eserler de ayağa kaldırılmıştı. Çok sevdiğim bu antik kenti yine beğendim, yapılanlardan da etkilendim.

Ötele geri dönüp hızlı bir şekilde hem eşyalarımızı hem de Sagalassos’a gelmeyen arkadaşlarımızı alıp, Günetkent’e gittik. Burası havaalanına yakın bir belde, Keçiborlu Belediye’sine bağlı. Genç bir belediye başkanı var. Güneykent’te doğmuş, İTÜ’de okumuş, doktorasını yapıp bu küçük beldeye dönmüş. Bürokrasiye kafa tutup bütün zorlukların üstesinden gelmiş, yanına belde kadınlarını alıp, gül konusunda çalışmalara başlamış. Her Mayıs ayında özellikle Uzak Doğudan gelen konuklarını gül bahçelerinde gezdiriyorlar, Türk Turizmine bir Gül Turizmi rotasıyla katkı sunuyorlar, ekonomik olarak kurulan kooperatifleşme ile de ürünlerini daha iyi değerlendiriyorlar. Başkan, İstanbul’da öğrenci iken hiç doğru dürüst dinlenememiş, derslerinden arta kalan bütün zamanlarında, babası; “oğlum yetiş, güller kızıştı” dediği için hemen Güneykent’e dönmüş. Ama güllerin üreticiden çok aracının işine yaramasını kendisine yedirememiş ve bir petrol mühendisi olarak başka yerde çalışmak yerine kendi memleketinde bu ürünün hak ettiği değere ulaşması için katkı koymuş. Başarılı da olmuş. Leylak ve zambak da üretmeye başlamışlar. Herkesi Güneykent’e gül bahçelerine bekliyorlar. Bizim için çok güzel bir sofra hazırlamışlardı, bu sofrada herkesin yeri olduğunu söylüyorlar.

Öğlenden sonra İstanbul uçağı ile döndük. Isparta, bende iyi izlenimler bıraktı. Bir öğrenci şehri (yaklaşık olarak 90.000 öğrencisi varmış) bunu sokaklarında rahatlıkla görebiliyorsunuz. 40.Piyade alayı ve komando taburları da var. Caddelerindeki yaşlı çınarları çok sevdim. Isparta merkezini görme fırsatımız olmadı. 6 Başbakan (5’i sadrazam) ve bir cumhurbaşkanı çıkartmış, karşılığını da almış, öyle görünüyor.  Daha yapmaları gereken onlarca işleri  var. TÜRSAB ile ortak çalışmalar yapmalarında fayda olacaktır. Özellikle  Gastronomi ve Ev  Turizmi Komiteleri ile çalışmaları gerektiğini düşünüyorum. Komşusu Burdur ile de ortak projeleri turizmin hizmetine sunabilirler. Başarılı olmalarını diliyorum.

Sevgilerimle.
Bilsen Gürer

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz