Kars Yolculuğum

Çok ani çıkılmış bir yolculuktu fakat özel işlerimi çabucak düzenleyip dört günlük bu seyahate katılma kararı aldım. SERKA Kalkınma Ajansı TRA2 Bölgesi (Ağrı, Ardahan, Iğdır ve Kars) için yapılacak bir çalıştaya katılmak için davet edilmiştik. TÜRSAB adına 3 kişi gittik. 11 Mayıs sabahı Kars hava alanına indiğimizde bizimle birlikte özellikle değişik üniversitelerden akademisyenlerin davet edilmiş olduklarını gördüm.

İlk gün, Ani Harabeleri, Eski Kars ve Kale gezilip Sarıkamış Habitat Otel’e geçildi. Ertesi gün çalıştay ile ilgili açılış konuşmaları sonrasında katılımcılar dört ayrı kategoride çalışmaya başladılar. İkinci günde ise sabah bölümünde yine bütün katılımcılar dört ayrı şehre bölünerek çalışıp ,öğlenden sonrasında hep beraber sonuç bildirgesini çıkardılar. Ben bu çalışmayı oldukça başarılı buldum, umarım boşa gitmeyip iyi projelerin hayata geçirilmesine sebeb olur.

Kars’a ilk gidişimdi ama genel olarak yöreyi biliyorum, turizm konusunda neler yapılabileceği ile ilgili olarak fikir sahibiyim diyebilirim. Ben, Ardahan çalışmasına da katıldım, aynı şeyleri bu şehir için de söyleyebilirim.

Yine Gastronomi Komitesi için birşeyler gözlemlemeye çalıştım. Bu konuda oldukça önemli bir kent Kars. Gravyer Peyniri üretiliyor hem de yüz sene kadar öncesinde başlanmış. Ayrıca Kaz yetiştiriciliği yapılıyor.  Bir kaç özel yemekleri var, onları da öğrendik.

Sarıkamış, bilindiği gibi özel kristalize karı ve sahip olduğu Sarıçam ormanlarıyla çok gidilen bir kent. Hatta, geçtiğimiz yüzyılda buradan “Doğunun Paris’i “ diye bahsedilmiş. Önemli bir kayak merkezi, yeni kayak otelleri de açılıyor, fakat hemen otellerin yanına TOKİ tarafından bir mahalle inşa edilmiş, bu mahallenin  ikinci etabı da yapılmak üzereymiş. Halbuki Sarıkamış merkezi yaklaşık olarak on beş dakikalık bir mesafede bulunuyor. Niçin böyle birşey yapılmış diye sorulduğunda da kimse yanıt veremiyor. Açıkçası ben durumu anlayamadım. Neden bir kayak merkezine yerleşim alanları kuruluyor, zaten küresel ısınma ve iklim değişiklikleri kayak merkezleri için çok büyük sorunken, niçin bu sorunlar daha da büyütülüyor?

Sarıkamış’ta bulunan Katerina Av Köşkü’nü detaylı olarak gezme imkanım oldu. Etkilendim, döndüğümde de araştırdım. Katerina ile  ilgili hiçbir bilgiye rastlayamadım. Çar II.Nikolay tarafından hasta oğlu için inşa edilmiş, çünkü havası Rusya’ya nispetle daha yumuşak. Çar ve ailesi zaman zaman kullanmış burasını ama ailede Katerina ismi geçmiyor, muhtemelen Baltacı  Mehmed Paşa ile Rus Çariçesi Katerina’nın paparazi ilişkileri çerçevesinde bu isimle anılmış. Olay, köşkün yapıldığı tarihten 100 sene önce yaşanmış olsa da Karslılar bununla ilgilenmeyip köşkü bu olayı hatrılatacak bir isimle anmayı uygun görmüşler demek. Yapılacak birşey yok, umarım ben yanılıyorumdur, başka bir nedeni vardır da ben bilmiyorumdur. Yine Sarıkamış’ta bulunan ve Ruslardan kalan Cer Atölyelerine ait atıl binalar da çok etkileyiciydi. Keşke turizm burada rayına otursa da bu güzel binalar otel olarak kullanılıp kurtarılsalar.

Son gün Doğatepe Köyü, Kuyucuk Gölü ve Susuz Şelalesi’ne gittik. Susuz’dan (eski ismi Cılavuz’dur) geçerken  Cılavuz  Köy Enstitüsü’ne ait binaları görmek istiyordum ama vakit darlığından olmadı maalesef. Kuyucak, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Ramsar alanına girebilmiş tek sulak alan olarak çok önemli. Yakınında bulunan Kuyucak Köyü’nden almış ismini. Kuyucak Köyü, Kars’taki Malakan köylerinden biri. Gölün kenarına bir Kuş Gözlem Noktası yapılmış. Doğatepe  Köyü’ne giderken Aygır Gölü’nün kenarından geçiliyor. Burası da arkasında yükselen tepesi karlı dağların ve uçsuz bucaksız yemyeşil platonun ortasında görülmeye değer bir güzellik sergiliyor. Fakat asıl güzellik Doğatepe Köyü’nde bulunuyor. Köyün arkasında akan tatlı dere, mükemmel  çiçek ve çayır dokusu, otlayan atları, peynir müzesi  ve olağanüstü tarihsel hikayesiyle bu güne değin gördüğüm köylerden ilk üçe girdi benim nazarımda. Ben bu köyün hikayesini ayrıca yazacağım.

Kars olağanüstü bir yer olarak kaldı aklımda. Onu böylesine ayrıcalıklı bir yere koyan özelliği, geniş bir plato oluşunun yanı sıra antlaşmalar gereği tam kırk yıl Rusya’nın elinde kalmış olması ve Rusların geride bıraktıkları olağanüstü şehirleşme ve yapılar. Kars’ın hemen her yerinde bu izlere rastlamak mümkün. Sanıyorum, ben birkaç kez daha gider gelirim bu şehre ve komşularına.

Bilsen Gürer
Editör

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz