Ahi Çelebi Camii

İstanbul’da Eminönü sahilinde, Zindan Hanı yanındadır. Geniş bir yeşil alanda, cadde ile Haliç’in arasındadır. Tahminen 1480 – 1500 yılları arasında inşa edilmiş olduğu sanılan cami, Kanlı Fırın Mescidi yahut Yemişçiler Camii (Yemiş İskelesi’ne yakın olması sebebiyle) adlarıyla da bilinmektedir. Yoğurtçular Sokağı’nda olduğundan Yoğurtçular Camii olarak da isimlendirilmiştir. Her ne kadar yapım tarihi için yaklaşık 20 yıllık bir süre verilmiş olsa da, Fatih vakfiyesinde bitiş yılı 1500 olarak gösterilmiştir.

Cami ile ilgili en fazla bilinen hikaye, Evliya Çelebi ile ilişkili olanıdır. Babasının burada görevli olması nedeniyle, Evliya çocukluğunun ve gençliğinin büyük kısmını bu camide geçirmiştir. Caminin yakınında bulunan evlerinde  uyuduğu bir sırada rüya görmüş, rüyasında, caminin  içinde, Hz. Muhammed’in elini öpmüş, bu sırada Şefaat ya Resulallah yerine seyahat ya Resulallah dediğini yazmıştır. Bu yüzden gezgin olduğunu belirtmektedir.

Ahi Çelebi Camisi, Mimar Sinan’ın eserlerinin belirtildiği Tezkiret’ül Ebniye’de bir Mimar Sinan eseri olarak yer alsa da, harab olduğu için Sinan tarafındAhi Celebi Camiian sadece onarılmış olduğu düşünülmektedir.  Daha sonra, 2 Temmuz 1539 ve 18 Mayıs 1653 tarihlerinde iki kez yangın geçirmiş, 1892 tarihli depremde de büyük hasar almıştır. 1990 – 2006 Yılları arasında büyük bir onarımdan geçirilmiş, etrafındaki yapılaşma kaldırılmış, Haliç’e doğru çöküşü önlenmiş, drenaj yapılarak zemin suyu tahliye edilmiştir. Hatta, kaymayı önlemek için cami ile Haliç arasına fore kazıklar çakılmıştır. Çevresindeki zemin kodu düşürülmüş, minare sökülerek yeni baştan örülmüştür. Günümüzde ibadete açıktır. Fakat sibyan mektebi binası kullanılmamakta olup, bakımsız bir haldedir.

Cami basık bir tek kubbeye sahiptir.  Son cemaat yeri altı kubbeli olup, cümle kapısı gayet sadedir. Tek minaresi sağda bulunmaktadır. Son cemaat yerinde, minare tarafındaki duvarda açılan bir kapı ile diğer binalara geçiş verilmiştir. Sağda bulunan ilave binanın önündeki çeşmenin kitabesi 1864 tarihlidir. Yaptıranı bilinmemektedir, cami ile birlikte tamir edilmiştir.

Banisi, Tabib Kemal Ahi Can Tebrizi’dir. Sultan Mahmud Han’ın Darü’şifasında hekimbaşılık ve mutfak emini görevlerinde bulunan bir tıp hekimidir. Tabip Kemâleddin aslen Tebrizli olup Kastamonu’da Candaroğlu İsmâil Bey’in hizmetinde iken bu beyliğin Fâtih Sultan Mehmed tarafından Osmanlı Devleti’ne ilhakı (1461) ve İsmâil Bey’in de Rumeli’de kendisine verilen yere gitmesi üzerine İstanbul’a gelmiş  ve Mahmutpaşa’da açtığı bir yerde mesleğini devam ettirmiştir. Oğlu Mehmed Ahi Çelebi 1432 doğumlu olup Istanbul_Ahi_Celebi_Camiiilk eğitimini babasından almıştır. Bu oğul, daha çok Ahi Çelebi olarak tanınmış olup, babasının ölümünde sonra ders almaya devam etmiş ve mesleğinde ilerlemiştir. Fâtih Dârüşşifası’na hekim olarak girip başhekimliğe yükselmiştir. II. Bayezid’in saltanatı sırasında mutfak eminliğine, arkasından da hekimbaşılığa getirilmiş, padişahın ölümüyle azledilmiş ancak  Yavuz Sultan Selim tarafından yine  hekimbaşı yapılmıştır.  Mısır seferine katılmış, 1520 tarihinde  Kahire’de ölmüştür. En önemli eseri, II. Bayezid devrinde Türkçe olarak kaleme aldığı, böbrek ve mesane taşlarına ait on bölüm halindeki Risâle-i hasâtü’l-kilye ve’l-mesâne’dir. Babasından oğluna bir hayli miras kalmış, kendisi de bu mirası büyütmüş, bu cami dışında Edirne’de de medrese ve mektep yaptırmıştır. Çorlu, Edirne, Hayrabolu ve Şile’de kırktan fazla köy ile İstanbul’da bir hamam ve çok sayıda dükkândan meydana gelen büyük bir serveti bu cami ile Edirne’deki medrese ve mektebine vakfetmiştir. Artan gelirlerin de Medine fakirlerine gönderilmesini vasiyet etmiştir. Günümüzde İstanbul’da onun adıyla anılan bir mahalle,  Edirne’de bir köy ve Bulgaristan’da bir yayla bulunmaktadır.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz