Beylerbeyi Camii

Beylerbeyi semti, Bizanslılar döneminde İstavroz olarak adlandırılmıştı. Bu isim, İmparator Konstantin’in burada inşa ettirdiği bir kilisenin üzerine koydurduğu yaldızlı haçtan dolayı verilmişti. Osmanlı döneminde de semtin adı çoğunlukla İstavroz Bahçesi olarak geçti. Evliya Çelebi, İstavroz denmesinin nedenin; burada bol miktarda İstavrit Balığı çıkmasından kaynaklandığını yazmaktadır. Daha sonra semtin daha üst sınıf mensupları tarafından tercih edilmesi sonucund, konaklarda yaşayan delikanlılardan (Beyzadeler) dolayı Beylerbeyi olarak isimlendirilmiştir. Beylerbeyi semtindeki ev ve arazinin tümü, I. Abdülhamid’in evkafı içindeydi.

Cami ile iskele arasında gününümüzde çay bahçesi olarak kullanılan kısım, daha önceleri namazgah olarak kullanılmış. Bilindiği gibi namazgahlar açık havada namaz kılmak için düzenlenmiş mekanlardır. Çay bahçesinin içinde bulunan 1811 tarihli çeşme II.Mahmud eseridir. İki cepheli mermer çeşmenin dört tarafında kitâbesi ve üzerinde Sultan Mahmud’un tuğrası vardır. Çeşmeden önce burada namazgâha ait üç tane su küpü bulunuyormuş. Daha sonra namazgahın hemen yanına bu görkemli cami inşa edilmiş.

Padişah I.Abdülhamid (1725 -1789) : Osmanlı İmparatorluğu’nun 23.padişahı olup,beylerbeyi-hamid-i-evvel-camii_2 Lale Devri Padişahı III. Ahmed’in Rabia Şermi Sultan’dan doğan oğludur. 20 Mart 1725 tarihinde İstanbul’da doğdu. 21 Ocak 1774 tahta çıkmış ve 1789 yılında ölene kadar saltanatta kalmıştır. Çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere birçok mimari eser yaptırmıştır. Sirkeci’de bulunan IV. Vakıf Hanı’nın yerinde büyük bir imaret, yanına da bir çeşme, sıbyan mektebi, medrese ve bir de kütüphane yaptırmıştı. Fakat, IV.Vakıf Han’ın yapımı sırasında imaret yıkılıp yok edildi. Medrese borsa olarak kullanıldı. Sebil ve çeşmesi ise, Gülhane Parkı’nın karşısındaki Zeynep Sultan Camii köşesine nakledilmiştir. Birçok yerde adına yapılmış çeşmeleri bulunmaktadır. Ayrıca Beylerbeyi (İstavroz) Camii’ni esaslı bir şekilde tamir ettirmiş, 1783’te Emirgân’da Emirgûneoğlu (Abdullah Paşa) Yalısı’nın çevresine bir cami, çeşme ve hamam ile dükkânlar ve zevcelerinden Hümâşah Sultan ile oğlu Mehmed için başka bir çeşme, yine Dolmabahçe İskelesi civarında kayıkhaneler yaptırmıştır. Yedikule surlarının bir kısmını tamir ettirmiş ve bu yazıya konu olan cami ve külliyeyi de annesi adına Beylerbeyi sahilinde inşaa ettirmiştir. İstanbul Bahçekapı’da, kendi yaptırdığı türbeye defnedilmiştir.

Beylerbeyi Camii

Beylerbeyi Camii

Rabia Şermi Sultan : Osmanlı Padişahı III.Ahmet tahta geçtikten sonra, 1722 yılında Rabia Şermi Sultan’la evlenmiş ve bu evlilikten, sonradan tahta geçecek olan I.Abdülhamid ile Zeynep Sultan doğmuşlardır. Rabia Şermi Sultan’ın doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. III.Ahmed, 1730 yılında tahttan indirilmiş, 6 yıl daha yaşadıktan sonra ölmüştür. Rabia Şermi Sultan’ın vefat tarihi 1732 yılıdır. İstanbul’da meydana gelen bir çiçek salgınında, genç yaşta ölmüştür. Bu salgın sırasında Şermi Sultanla birlikte padişahın diğer eşlerinden, III.Mustafa’nın annesi Mihrişah Emine Sultan’da hayatını kaybetmiştir. İki sultan yan yana Eminönü’nde bulunan Hatice Terhan Valide Sultan Türbesi’nin haziresindedir. İsmindeki Şermi, utangaç, mahcup anlamını taşır. Rabia Şermi Sultan vefat ettiğinde oğlu henüz 7 yaşınaydı.

Beylerbeyi Camii (Hamid-i Evvel Camii & Hamidiye Camii) : Aslında bir külliye olup, İskele Meydanı’ndadır. Hamam, sıbyan mektebi, muvakkithâne ve iki çeşme ile birlikte üslûp bütünlüğü gösteren yapılar topluluğu halinde ve hem bir yalı camidir. Mimarı, Mehmed Tahir Ağa, Bina emini ise Şehremini Hafız el – Hac Mustafa Efendi’dir. I.Abdühamid bu eseri annesi adına inşa ettirmiştir. 3 Nisan 1777’de başlayan inşaatı, 15 Ağustos 1778 tarihinde tamamlanarak bir cuma namazıyla açılmıştır.

I.Abdülhamid’in oğlu II.Mahmud’un da bu cami ve çevresinde belirgin izleri bulunmaktadır. Baba- oğul iki padişah da, karadan ve denizden sıklıkla bu camiye gelerek ibadet etmişler özellikle de yaz aylarında Cuma namazlarını burada kılmışlardır

I.Abdülhamid’in asıl külliyesi Bahçekapı’daydı. Medrese, sıbyan mektebi, kütüphane, aşhane, imaret, sebil, çeşme ve kendi türbesinden oluşmaktaydı. Şehrin içinde büyük bir selâtin camii ve külliyesi için yer kalmadığından, padişah annesi adına inşa ettireceği beylerbeyi-hamid-i-evvel-camii_5abidevi eseri için kendi evkafından olan bu yeri seçmişti. Bu, Osmanlı medeniyetinin son döneminde selâtin külliyesinde cami ile külliyenin diğer unsurlarının başka yerlerde yapılması geleneğinin bir özel örneğidir.

Cami zemini yükseltilerek ana girişe birkaç basamak konulmuştur. Bu camiye abidevi bir görünüm kazandırmaktadır. Deniz yönündeki cepheyi iki yandan yükselerek vurgulayan minareler narin gövdeli, tek şerefeli ve klasik sivri külâhlıdır. Cami tek minareli olarak yapılmış, ancak 1821 yılında II.Mahmud bu minareyi yıktırarak her iki tarafa ayrı birer minare koydurmuş, hünkar mahfili, muvakkithane, mektep ve eski namazgah yerindeki dört yüzlü çeşmeyi yaptırmıştır.

Cami kare planlı olup kesme taştan inşa edilmiştir. Tek kubbelidir. Son cemaat yeri, altı sütunla desteklenen bir cephe ve iki mihrabiye ile önemli bir giriş mekânı halindedir. Mihrap yeri çıkıntılıdır. Mermerden yapılmış olan mihrap nişinin tam üstündeki bir çini panoda İhlâs sûresi yazılıdır. Kubbe kasnağında Yesârîzâde’nin celîsülüsle yazdığı ve 1945 yılındaki tamirde hattat Halim’in yenilediği “esmâ-i hüsnâ” bir kuşak halinde dolanır. Ana kubbe 115.m.çapıdadır. Üç sıra halindeki pencerelerle mekan bol ışık alır. Ud ağacından yapılmış olan minber ve kürsü fildişi kakma ile tezyin edilmişlerdir.

1969 yılında çıkan bir yangında zarar görmüş olduğundan kapsamlı bir onarım geçirmiş fakat 13 Mart 1983 tarihinde bitişiğinde bulunan İsmail Paşa yalısında çıkan yangında büyük kısmı yanmış olduğundan tekrar restore edilerek, 29 Mayıs 1983’de tekrar ibadete açılmıştır.

Hamam : Caminin cadde tarafındadır. 1778 Yılında cami ile beraber inşa edilmiştir. Girişi yan tarafta bulunan bir kapıdan sağlanmaktadır. Günümüzde nöbetleşe hem erkek hem de kadınlar hamamı olarak kullanılmaktadır.

Muvakkithâne : Caminin güneyinde olup iki katlıdır. “U” biçimindeki ince uzun beylerbeyi-hamid-i-evvel-camii_3planlıdır. Yarım daire şeklindeki ilgi çekici cephesiyle, benzerlerinden farklıdır. Yapının cepheleri yuvarlak kemerli ve demir şebekeli pencerelerle hareketlendirilmiştir. Günümüzde Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Dinî Yayınlar Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Sıbyan Mektebi : Cami inşa edildiğinde son cemaat yerinin üstünde bulunan mektep, II. Mahmud’un camiye hünkâr mahfili ilâve ettirdiği sırada bugünkü yerinde ahşap olarak yapılmıştır. Caminin Beylerbeyi İskelesi tarafındaki ana girişinin solunda bulunan iki kapıdan biri, üzerindeki kitâbeden anlaşıldığına göre mektebe aitti. Muvakkithâne ile cami arasında yer alan ve halen ayakta duran sıbyan mektebi iki katlı sade ahşap bir yapıdır. Halen meşruta olarak kullanılan mektep umumiyetle aslî durumunu korumakla birlikte orijinal kısımlarından pek azı günümüze ulaşabilmiştir.

Mimar Mehmed Tahir Ağa : 1788’de ölen Hassa başmimarı Mehmed Tahir Ağa, bu göreve dört defa getirilmiş olup, bunun dışında yine mimarlıkla ilgili başka hizmetlerde de bulunmuştur. I.Abdülhamid’in Avusturya seferi sırasında Fethülislâm civarında bir köprünün nâzırlığını yürütmüş, çevredeki diğer köprülerin bakımı ve yeniden yapımı için gerekli çalışmalarda bulunmuştur.

beylerbeyi-hamid-i-evvel-camii_1

Beylerbeyi Camii

Özellikle III. Mustafa devrinde 22 Mayıs 1766 depremi sonrasında İstanbul’da başlatılan büyük imar faaliyeti sırasında görev yapmıştır. Bu dönemde imparatorluğun diğer bölgelerinde başta kaleler olmak üzere yoğun bir tamir faaliyeti gerçekleştirilmiştir. En önemli eserleri arasında, 1763 yılında yapmış olduğu Laleli Camisi ile 1766 depreminde yıkılan eski Fâtih Camii’ni yeni baştan inşa edişi gelmektedir. Beylerbeyi Camisi de onun en önemli eserlerinden biri olarak Boğaz sahilinde hayranlıkla izlenmekte ve hüşu içinde ibadet edenlerle dolup taşmaktadır.

Yazı  : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz