Büyükada Hamidiye Camii

Büyükada’ da ki Hamidiye Camisi, II. Abdülhamit zamanında yapılmış, yaklaşık 115 yaşında bir eser. Pencerelerinden baktığınızda, karşı yakada, plansız şehirleşmenin ve bir kentin ölümünün yürekler acısı görünümü var. Marmara Denizi’nde ki İstanbul Adaları, tarihte değişik isimlerle anılsalar da en fazla Prens Adaları olarak bilinmektedirler. Bütün adalar, Bizans İmparatorluğu zamanında sarayın akıl almaz öfke ve entrikalarına uğramış, çok sayıda imparator ve imparatoriçe, prens ve prenses, genelde saçları kazıtılıp, gözlerine mil çekilerek bu adalara sürgüne gönderilmişlerdi.

18 Nisan 1453 tarihinde İstanbul’un fethi öncesinde, Fatih’in komutanı Baltaoğlu Süleyman Bey adaları feth ederek Osmanlı topraklarına kattı. Ama yoğun olarak yerleşim ve kullanımları 18.yüzyıl başlarına rastlar. Önce, Levantenler yerleşir adalara. Daha sonra, Osmanlı’nın zengin tüccarları ve saray mensupları yazlık olarak kullanmaya başlarlar adaları.

Büyükada, Rumcada “büyük” anlamına gelen Prinkipos olarak anılmaktadır. Meskun olanlar içinde en sonda olanıdır. Büyükada’dan sonra gelen Sedef Adası, hem küçük bir Istanbul_Buyukada_Hamidiye_Camii_3adadır, hem büyük bir kısmı özel mülk olduğundan yaz ayları hariç çok fazla gidilen bir ada değildir.

Adalar 19.Yüzyıl başlarında önem kazanmışlar. Tanzimat Fermanıyla (1839) yabancılara mülk edinme hakları verildiğinde ilk olarak Fransızlar, yazlık olarak kullanacakları görkemli evlerini inşa ettirmeye başlamışlar. Sonrası çorap söküğü gibi gelmiş, Osmanlı’nın zengin sınıfı ve saraylılar da muhteşem köşkler yaparak senenin belirli bir zamanını burada geçirmeye başlamışlar. 1846 Yılında Kadıköy ile Adalar arasında düzenli işleyen vapur seferlerinin başlamasıyla ada yaşamı yayılarak büyümeye başlamış. 1861 Yılında da Belediye olmuş.

Çoğunluğu gayrimüslimlerden oluşan halk, değişik dini yapılar inşa etmişler. Zaten Bizans İmparatorluğu zamanında muhtelif manastır ve ibadethaneye sahip olan adalar, 19.yüzyılda da modern dini mabetler açısından zenginleşmiş. 1893 Yılında devrin padişahı II.Abdülhamit’in emriyle, Büyükada’da yüksekçe bir tepe üzerinde bir cami yapılmasına başlanmış ve o yıl içinde bitirilmiş. Bazı kayıtlarda Sultanın kadınlarından birisinin altınlarıyla yapıldığı söylenen cami, bir yıl sonraki büyük İstanbul depreminde zarar Istanbul_Buyukada_Hamidiye_Camii_2görmüş ve hemen onarımdan geçirilmiş. Hamidiye Camii adıyla anılan eser bu gün de özelliklerini korumaktadır. Selvili camii olarak da anılmaktadır. Ada Camii sokakta, yüksek bir set üzerine kurulu bahçe içinde, küfeki taşlı, tek minareli, eklektik bir yapıdır. İki taraflı mermer merdivenlerle çıkılan ve mermer bir sahanla biten güzel bir girişi vardır. Sahan, bir camlı mekan içine alınmıştır. Mavi çinileri andıran güzel işlemelere sahiptir. Çok güzel bir bahçenin içindedir. İlk yıllarda mektep camisi olarak da anılmıştır. Çünkü alt katı uzun yıllar okul olarak kullanılmış, başka yere okul yapılınca da Mescit olmuştur. Yazılı kaynaklarda, 1901 ve 1904 yıllarında da yani yine II.Abdülhamit zamanında onarım gördüğü belirtilmektedir. İkinci kata girildiğinde sol taraftaki merdivenle kadınlar mahfiline çıkılır. Tuğrası kaldırılmış olduğundan yeni ve büyük bir onarım sonrasında banisi II.Abdülhamit’e ait tuğranın tekrar işlenmesi de planlanmaktadır.

Camii, bütün güzelliğini koruyarak gelmiştir günümüze. Denize nazır bir konumdadır. Pencerelerinden bakıldığında Anadolu Yakası’ndaki büyük yapılaşma, adanın dinginliğiyle tezat oluşturmakta ve insanda ürkütücü bir duygu yaratmaktadır.

Büyükada Camisine gitmek için, saat kulesinin yanından sola girip, caddeyi epeyIstanbul_Buyukada_Hamidiye_Camii_4 yürüdükten sonra dik inen sokaklardan sağ tarafta Ada Camii sokağı tabelasına dikkat etmeniz gerekmektedir. Zaten sokak bu camiyle bitmektedir. Arka sokağa caminin bahçesinden geçilmektedir.

Yazarlar, İstanbul Adalarından bahsederken “inci tanesi” benzetmesini çok yapmaktadırlar. Gerçekten birer inci tanesidir adalar. Dantel dantel işlemedir. Bu dantelin bir yerinde durmakta olan yaklaşık 115 yaşındaki bu camiyi görmelisiniz derim. Biraz da çarpık yapılaşmanın getirdiği şehrin ölümünü, suyun karşı yakasından, bir tepe noktadan yani Hamidiye Camisinin kadınlar mahfili pencerelerinden, adanın kendisine özgü dinginliği içinde seyretmenizi öneririm.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz