Dolmabahçe Sarayı’nda Bayram Kutlamalari

Dolmabahçe, tanzimatla birlikte Osmanlı’ nın yaşamına giren batı anlayışının başladığı bir devrin sarayıydı. Mesela, burada yapılan bayram kutlamaları, önceki gibi ramazanın 27. günü şeyhülislamın sadrazamla bayramlaşmasıyla başlamıyordu.

Osmanlı Saraylarında, ramazan ve bayramlar, devletin şanına yakışır bir coşkuyla kutlanırdı. Hem üç kıta üzerine yayılmış bir imparatorluktu Osmanlı, hem de padişah aynı zamanda da halifeydi. Ama bu gelenek Dolmabahçe Sarayı’nda biraz değişerek karşılıyordu bayramları.

Osmanlı Padişahları, halife sıfatını Yavuz Sultan Selim zamanında aldılar fakat pek fazla kullanmadılar. Ama islami kuralların en görkemli uygulayıcısıydılar.

Topkapı Sarayı’nda bayram kutlamaları ramazanın 27.gününde başlardı. Bab-ı Ali’de, şeyhülislam ile sadrazam bayramlaşırlar ve kutlamalar başlamış olurdu. Üç aşamalı olarak, üç gün bayram öncesi üç gün de bayram olmak üzere altı günde tamamlanırdı. Ramazan içinde de Hırka-i Saadet ziyaretleri, baklava veya kadir alayları gibi geleneksel dini törenler yüzlerce yıl boyunca devam etmişti. Yani ramazan ve bayram payitaht için görkemin en son sınırı demek olurdu. Halk da bu ayrıcalıklı zamanın özel kutlamalarını karınca kararınca, güçleri ölçüsünde uygulardı.

Dolmabahçe Sarayı’nda Bayram
Bayram kutlamalarındaki görkem ve heyecan Dolmabahçe Sarayı’nda da bundan geri kalmadı ama Dolmabahçe, tanzimatla birlikte batı üslubunun, imparatorluğun hayatına girdiği bir zaman diliminin sarayıydı. Dolayısıyla, bayramlar da, bir takım yabancı kutlama ve kabullerin sentezlenmesiyle gerçekleşti bu sarayda.

Sarayın en görkemli yeri Muayede (bayramlaşma) Salonuydu. Bu salon, Avrupa saraylarındaki emsallerinin en büyüğüydü. Harem mensuplarıyla bayramlaşmanınIstanbul_Dolmabahce_3 gerçekleştiği Mavi Salon’da sarayın muhteşem mekanlarındandı. Fakat Muayede Salonu, ihtişamıyla rakipsizdi. Orası, imparatorluğun dini prestijini sergilemeye devam ediyordu. Zaman zaman değişik amaçlarla kullanılmış olsa da “bayramlaşma salonu” olarak yapılmış ve öyle adlandırılmıştı. Fakat, batılı yaşama geçmeye çalışılsa da yaşamın gerçek figürleri Osmanlı’ya özgüydü ve tabii büyük ölçüde dine dayalıydı.

Ama, Topkapı Sarayı’ndaki bayram kutlamalarından farklılıklar yaşanıyordu burada. Yabancı elçiler, eşleri ve harem kadınları, kendilerine ayrılmış localarda töreni izliyorlardı. Eskiden olduğu gibi sadrazam ve diğer vükela heyeti sultanın ayaklarını değil sadece saçak öpüyorlardı. Bayram kutlaması Nakibul Eşraf’ın (peygamber sülalesinden gelen bir zat) ilk gün muayede salonunda yaptığı duayla padişahın huzurunda başlatılıyordu. Böyle değişiklikler vardı Dolmabahçe Sarayı’ndaki bayram kutlamalarında.

Dolmabahçe Sarayında İlk Bayram Kutlaması 1868’de
Sultan Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz, bayramları Topkapı Sarayı’nda kutlamaya devam etmişlerdi. 1868 tarihinde yani Sultan Abdülaziz saltanatı devam ederken bayramlar Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu’nda kutlanmaya başlandı ve çok nadir olarak aksadı. Halife unvanını adının önünde kullanmaya başlayan ilk padişah olan II.Abdülhamit Yıldız’da yaşasa da bayramları Dolmabahçe’de kutluyordu. Kızı Ayşe Sultanı’n anılarında etraflıca anlatılan kutlamalarda, bayram namazının da Beşiktaş’ta ki Sinan Paşa Camisinde kılındığını biliyoruz. Ama, bayram namazlarında ağırlıklı olarak kullanılan cami Dolmabahçe Camisiydi.

Istanbul_Dolmabahce_2Muayede Salonu süslemelerinde sanatın doruğuna çıkılmıştı. Yaklaşık bin sekiz yüz metrekare büyüklüğündeki salonda 56 adet mermer görünümlü, ştuk denilen alçı kaplamalı ahşap sütun bulunuyordu. Köşelerde odalar konumlandırılmış, 36 metre yüksekliğindeki kubbeden 4,5 ton ağırlığında, 664 mumla aydınlatılan, Londra’dan alınmış, Bohemia Kristalinden bir avize konulmuştu.Yerdeki 124 metrekarelik halı, perde ve döşemeler Hereke’ydiler. Salon, sütunların altından içeriye sıcak hava üfleyen özel bir sistemle ısıtılıyordu. Galeri katında harem kadınlarının bayramlaşmayı izleyebilecekleri kafesli locaların yanı sıra müzisyenler, yabancı elçi ve eşleri için de özel bölümler vardı.

Topkapı Sarayından Getirilen Altın Taht
İmparatorlukta adettendi, bayramlarda, padişah gelenleri altın tahta oturarak kabul ediyordu. Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan bayram kutlamalarında bu gelenek bozulmadı. Bir gece öncesinden büyük bir özenle Topkapı Sarayı’ndaki Hazine Dairesinden alınan altın taht Dolmabahçe Sarayı’na getirilip, salonun kuzey bölümüne kuruluyordu. 250 kg. ağırlığındaydı. Zebercet denilen binlerce küçük vuruşun olduğu altın plakalarla kaplıydı.

Tahtı, Topkapı’dan, Enderun-u Humayun muhafızları getirip kuruyorlar ve bayram sabahına kadar başında nöbet tutuyorlardı.

Mağrur Olma Padişahım Senden Büyük Allah Var
Muayede Salonuna önce vükela ve davetliler yerleşirler Padişah daha sonra gelirdi. Salona adım atar atmaz Mızıka-i Hümayun “selam” marşını çalardı. Kenarda bekleyen ve şimdi Dolmabahçe Sarayında hiç kımıldamadan nöbet tutan askerler gibi hiç hareket etmeyen adeta cansızmış gibi duran, uzun boylu delikanlılardan oluşmuş Hademe-i Hassa-i Şahane (Saray Tören Kıtası) padişah önlerinden geçer geçmez ani bir şekilde hep bir ağızdan, yüksek sesleriyle “bayram alkışı” yaparlardı.

Aleyke aynullah, uğurun açık olsun, ikbalin fizun, padişahım devletinle bin yaşa, maşallah, mağrur olma padişahım senden büyük Allah var, uğurun hayır ola”

şeklindeki bayram alkışı, çalan orkestra ile birlikte etkileyici bir giriş sahnesi yaratırdı. Padişah tahta oturur, Nakibul Eşraf’ın (Peygamberin sülalesinden bir zat) duasıyla bayramlaşma başlardı.

Bayramlaşma, gelenlerin önce padişahın karşısında temenna etmesi ve sonra padişahın belirlediği bir görevlinin göğüs hizasında tuttuğu saçağı öpmeleriyle gerçekleşiyordu. Topkapı Sarayı’ndaki kutlamalarda yapılan padişahın sağ ayak, sol ayak öpmeleri, sadrazamın yeri öpmesi Dolmabahçe Sarayı kutlamalarında yoktu. Burda, yer öpmeleri temennaya önüşmüş etek öpmenin yerini de saçak öpme almıştı. Önce sadrazam bayramlaşırdı, sonra belirlenen sırayla diğer görevliler. Şeyhülislam, bayramlaştıktan sonra dua okurdu. Rum ve Ermeni patrikleri bayramlaşmayı kendi dillerine yaparlar, padişah ulema ve dini liderleri ayakta karşılardı.

Padişah salondan çıkarken, yine marş ve bayram alkışıyla uğurlanır, üç bölümden oluşan ve Muayede Salonunda yapılan bayram kutlamaları aynı şekilde tekrarlanırdı. Daha sonra padişah Harem-i Hümayun’daki Mavi Salona geçerek Harem kadınlarıyla bayramlaşırdı. Akşamları da Yıldız Sarayı veya Dolmabahçe Sarayı’nda, tiyatro, sinema, Hacivat-Karagöz, kukla, operet gibi değişik gösterilerle bayram kutlamaları devam ederdi.

Saray’da Bayram hazırlıkları
Günler öncesinden başlıyordu bu tatlı telaş. Hem Padişah, hem Valide Sultan bir çok yere bir çok hediye gönderiyorlardı bayramlarda. Bu da günlerce öncesinden başlayan büyük bir telaşa sebep oluyordu. II.Abdülhamit’in kızı Ayşe Sultan anılarında uzun uzun anlatırIstanbul_Dolmabahce_4 bunları. Her kesin yeni giysiler diktirdiğini ve birbirinden gizlediğini söyler.

Sarayın son Bayram Kutlaması
Osmanlı İmparatorluğu’nun son zamanlarında bayram kutlamalarında da bir takım aksamalar olmaya başlamış. İmparatorluğun son bayram kutlaması 1919 Eylülünde Sultan VI.Mehmet Vahideddin zamanında Dolmabahçe’de yapılmıştır. 1920,1921,1922 yıllarında ülke işgal altında bulunduğundan, bayram kutlamaları, Yıldız Sarayında yapılan özel bayramlaşma programlarıyla geçiştirilmişlerdir.

Günümüzde Dolmabahçe Sarayı
Dolmabahçe Sarayı Muayede Salonu o günlerdeki bütün özelliklerini koruyor. Hiçbir değişiklik yapılmamış. Sadece üst kattaki koridorun camları rıhtıma çarpan bir gemiden dolayı dökülmüş, yani harem kadınlarının yüksek minderlerde bayram muayedelerini seyretiği vitraylar değişmiş o kadar. Mavi Salon da herhangi bir değişiklil yok. Yanlız, altın taht Topkapı Sarayındaki hazine dairesinde artık Dolmabahçe sarayı’na hiç getirilmiyor.

Günümüzde saray müzeye dönüştürülmüş.Pazartesi ve Perşembe günleri dışındaki günlerde, yaz saati uygulamasında 09/16, kış saati uygulamalarında 09/15 saatleri arasında ziyaret edilebilmektedir. Bir de, yılın ilk günü ile dini bayramların ilk günlerinde de ziyarete kapalı tutuluyor.

Dolmabahçe Sarayı: 0212 236 90 00

Yazı ve Fotoğraflar :
Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz