Önemli şehirleri : Sofya, Burgaz, Varna, Yambol, Kırcaali, Plevne, Pazarcık, Filibe, Razgard, Rusçuk, Köstendil, Silistre, Dobriç.
Başkenti : Sofya.
Yüzölçümü : 110.994 km2.
Resmi Dili : Bulgarca.
Para Birimi : Bulgar Levası (BLG)
İklimi : Ilıman; kışlar soğuk ve rutubetli, yazlar sıcak ve kuru geçiyor.
Nüfus : 7.932.000 (2007 Yılı sayımına göre)
Din : Ortodoks Hristiyan oranı % 82,6, Müslüman %12,2 kalanı değişik dinlere ait..
Vize : Türk vatandaşlarına vize uygulaması var.
Telefon kodu : 359
Yönetim şekli : Cumhuriyet
Uçuş süresi : Bir saat civarında.
BULGARİSTAN Türkiye’nin batı komşusu. Yunanistan ile birlikte aynı sınırı paylaşıyor bizimle. Bulgaristan'ın diğer komşuları da; Sırbistan, Makedonya ve Romanya. Balkan Yarımadasında bulunuyor.
İlk sakinleri, haklarında çok fazla bilgiye sahip olunamayan Traklar. Sonra, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu topraklarına dahil oluyorlar. Bir süre Slavlaşıyorlar. X.Yüzyıldan itibaren Ortodoksluğa geçiyorlar. Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflama devrelerinde önce Rusya’nın, daha sonra Rusya’nın burada güçlenmesinden endişe duyan Fransa’nın desteğiyle, bağımsızlık hareketleri içine giriyorlar.
1825 Yılında, Sultan II.Mahmut, Yeniçeri ocağını ortadan kaldırarak, Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla yeni bir ordu kurdu. Yeni bir ordunun kurulması demek, yeni iş kollarının oluşması demekti. Ordunun elbise ihtiyacı için, yaklaşık bin civarında Bulgar terzisi, aileleriyle birlikte İstanbul’a göç ettiler. Daha sonraları İstanbul’da, Bulgar kasap ve celepler, bahçıvanlar, fırıncılar, dülgerler ve balıkçılar gibi iş kolları oluştu. Zaman içinde Bulgar toplumuna ait matbaa, kütüphane, gazete gibi birimler kuruldu. Ticarette ünlendiler. Bulgar toplumuna ait bir aydın sınıfı gelişmeye başladı. Bu aydın sınıf ve ticaret erbabı Bulgarlar sayesinde, İstanbul'da, 19.Yüzyıl ortalarında güçlü bir Bulgar milliyetçiliği gelişmeye başladı. Türkiye Bulgarları, genelde ortodokstular ve Rum Patrikhanesine bağlıydılar.Rusya’dan destek alıyorlardı. Ama, Rusya’nın Balkanlar’da güçlenmesini istemeyen Fransa da, b

u azınlık topluma destek kapılarını açmak istediğinden Bulgar’ların eli bir kez daha güçleniyordu.
1849 Yılında, Balat'ta Bulgar cemaatine yönelik ahşap bir kilise yapıldı. 1849 Yılı ekiminde Slavca yapılan bir ayinle kilise takdis edildi. İki yıl sonra da kilisenin karşısında, caddenin karşı kenarında bulunan taş Metoh binası yapıldı. Kilise, Fener’e bağlıydı. Ancak Bulgarlar, 1860 yılında da Osmanlı’ya müracaat ederek bundan böyle dini önder olarak Rum Patriğini tanımayacaklarını bildirdiler. Ve 1870 yılında Sultan Abdülaziz’in bir fermanıyla, bağımsız bir kilise haline geldiler. Padişah, kendisini ziyarete gelen Bulgar Kralı Ferdinand'ı sarayda görkemli bir törenle karşılamış ve Balat'taki kilisede de misafir etmişti.
Ferman, Bulgar Kilisesinin başına bir Eksarh getirtiyordu. Patrikhane hem kiliseyi hem Eksarhı tanıyacak ve işlerine karışmayacaktı. Bulgar Kilisesi de Ortodoks Kilisesinin temel yasalarına uyacaktı.
Osmanlı, Bulgaristan’ı, 1878 yılında içişlerinde bağımsız prenslik, 1908 senesinde de tam bağımsız çarlık olarak tanımıştır. Ama Bulgar Ulusal Kurtuluş günü olarak, Osmanlı’dan ayrıldığı ilk tarih olarak kutlanıyor. (Üç Mart 1878)
İki dünya savaşından da yenik çıkan ülke, sosyalist rejimi tanıyarak Varşova Paktı üyesi olmuş, 1989 yılında ülkeden Türkiye’ye göç eden yarım milyon insandan dolayı ekonomik bir buhran yaşamıştır.
Sosyalist rejim 1990 yılında yıkılmış, Bulgaristan, 2007 yılı başından itibaren Avrupa Birliği üyeliğine kabul edilmiştir.
İki önemli akarsuya sahiptir. Romanya-Bulgaristan sınırını oluşturan Tuna ve Bulgaristan sınırları içinde doğup, Yunanistan-Türkiye sınırını oluşturup Ege’ye dökülen Meriç.
YAPMADAN DÖNME
Ülkenin birçok kentinde, Osmanlı’dan izler var. Gittiğin kentte bu izleri sürmeden,
UNSCO’nun dinya mirası listesine giren Rila Manastırı’nı görmeden,
Sofya’yanın adını aldığı St.Sophia heykelini, Bilimler Akademisi’ni, Özgürlük Parkı’nı, Aleksander Nevski Kilisesini ve Osmanlı Camilerini ziyaret etmeden,
Velingrad kaplıcalarına uğramadan,
Melnik’te üretilen şaraplardan tadıp, mahzenlerine inmeden,
Bulgaristan’dan dönmeyin.
Yazı : Bilsen
GÜRER
bgurer@isiltur. com.tr