“İk
i nehir arası” anlamına gelen Mezopotomya’nın verimli toprakları üzerinde, Dicle’nin kıyısına kurulmuş olan Diyarbakır, her devirde görkemli kent statüsünü korumayı başarmış ender kentlerimizdendir. Bu Güneydoğu Anadolu şehri, adeta Dicle’nin başkentidir. Buradan geçen bütün uygarlıkların izlerini korur. Geçmişin zenginliğini, bereketli toprakların verimini, coşkun nehrin çağıltısını taşlar ve düşler kentinde, gidenlerin seyrine sunar.
Mezopotamyanın kuzeyinde yer alan Diyarkakır, ülkemizin de güneydoğusunda yer alır. Komşuları, Malatya, Elazığı, Bingöl, Muş, Siirt, Mardin, Şanlıurfa, Batman ve Adıyaman’dır. Toros Dağlarının kolları ile çevrilmiş, hafif çukurda kalmış, volkanin bir havza üzerine kurulmuştur. Dicle'nin yanı sıra dağ yamaçlarından beslenen pek çok küçük akarsu da bu görkemli kente hayat verir.
Yukarıdan bakıldığında bir kalkan balığını andıran ve şehri çepeçevre kuşatan surlar dünyanın en eski ikinci surlarıdır ve Çin seddinden sonra uzunluk sıralamasında da yine ikinci sırada yer almaktadır.
Ait olduğu coğrafyanın bütün özelliklerini barındıran kent 26 değişik uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. 13 ilçeli şehir, gelip geçmiş uygarlıkların tümünden taşı
dığı derin izleri özenle korumuş, bir tarih, kültür ve turizm merkezi olmuştur.
Kent tarihi M.Ö.7500'lü yıllara kadar gider. Asur kaynaklarında buradan "Amidi" olarak söz edilirken, Araplar "Amid", Türkler de "Kara Amid" demişlerdir. Arap akınları sırasında bölgeye yerleşen "Bekr Aşireti"den dolayı "Diyar-ı Bekr" olarak isimlendirilen kent, 1937 yılında Atatürk tarafından "Diyarbakır" olarak adlandırılmıştır.
Mittani'ler, Asurlular, Aramiler, Urratular, Medler, Persler, Seleukoslar, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Mervanilr ve Selçuklular'ın geçtiği kent, Roma'nın doğudaki en büyük sınır kenti, Akkoyunluların başkenti, osmanlı'nın 20 sancağının idare edildiği en önemli eyaleti olmuştur. Her devirde önemli bir ticaret ve askeri merkezdir.
Diyarbakır’a ilk defa gelen Osmanlı padişahı, Kanuni Sultan Süleyman’dır. 20 Ekim 1535’te, İran Seferi dönüşü Amida’ya gelen Kanuni burada 22 gün kalmıştır. Beylerbeyi Hüsrev Paşa’ya verdiği emirle 16 burç ve iki kapı ekleterek genişlettiği İç Kale’yi gezer. İçkale yakınındaki surlarda yer alan “Kanuni Kitabesi” Amida’ya 4 defa gelen Kanuni Sultan Süleyman’ın Diyarbakır günlerinin anısına yazılmıştır. 29 Eylül 1549’da, yine İran Seferi nedeniyle Halep’ten dönerken yolda hastalanan Kanuni, Amida’ya gelir ve Karacadağ Yaylaları’nda dinlenip sağlığına kavuşur. İlk gelişinde Vali Bali Paşa’ya emredip Gözeli’den kente getirttiği Hamravat Suyu ve kemerlerini (bu kemerleri ve su yolunu Mimar Koca Sinan’nın Kastamonu’lu kalfası Kasım Çelebi yapmıştı) inceler. 34 gün kaldığı Amida’dan 4 Kasım 1549’da İstanbul’a hareket eder. XVI.Yüzyılda yapılan bu pöhrenkli su donatısı XX.yüzyıl ortalarına kadar kullanılıyordu. Son zamanlarda çok tahrip olduklarından 1930 yılında bu su, demir borular içine alındı.
İç Kale :
Amida’nın kuruluş tarihi tam olarak bilinmese de büyük bir ihtimalle ilk yerleşme bölgesi İç K
ale’nın bulunduğu alandı ve burası kentin yönetimnstantinius zamanında onarılarak savunma gücü arttırılmış. Virantepe Höyüğü’nde yapılan kazılarda13.yy.başlarına tarihlendirilen Artukoğulları Sarayı kalıntısına rastlanılmış. Kalıntıların en önemli kısmı etrafı yüksek eyvanlarla kaplı süslü bir havuz olmuş. Ünlü bilgin El-Cezeri’nin bu sarayın yapımında çalışmış olabileceği tahmin ediliyor. 1524/1526 yılları arasında İç Kale, Kanuni tarafından surlarla çevrilerek genişletildi. 16 Burç ve 4 kapı konuldu. Fetih ve Oğrun Kapıları dışarıya, Saray ve Küpeli kapıları içeriye, yani şehre açılırlar. Sur içinde iki kilise, Artuklu Sarayı kalıntıları ve Viran Kale, sarnıç ile cami bulunur.
İç Kalede Bulunan Eserler :
Artuklu Kemeri :
Artukoğulları devrinde içkaleye girişi sağlayan 10 metre genişliğindeki tarihi kemer sarayla aynı dönemde yapılmıştır. Bunu sivri kemerin üzerindeki 1206/1207 tarihinden görebiliyoruz. Kemer girişinin iki tarafında kireçtaşına işlenmiş aslan ile boğanın mücadelesini betimleyen tasvirler Ulu Cami girişindeki tasvirlerin eşidir.
Saint George (Kara Papaz) Kilisesi :
İçkale'nin kuzeydoğu ucundadır. Dicle vadisine bakan dik uçurumun da üstündedir. Sur duvarlarıyla bütünleşecek şekilde konumlandırılmıştır. Aslında, surlar bu şekilde konumlandırılmışlardır. Burasının muhtemelen Hristiyanlık öncesinde putperestler için inşa edilmiş olup daha sonraları kiliseye çevrilmiştir. Roma döneminde ateş tapınağı olarak kullanıldığı tahmin ediliyor. Bu bina bir ara silah deposu olarak kullanılmış. Bütün kilise binası bir giriş, bir kubbeyle örtülü orta alan ve doğu yönündeki apsis karşılığı tonozdan oluşuyor.
Diy
arbakır Ulu Camii
Müslümanlar tarafından 5.harem-i şerif (Mukaddes Mabed) olarak kabul edilen Diyarbakır Ulu Camii, Anadolu'da Selçuklu'lara bağlanan camilerin en eskidir. Diyarbakır'ın da en büyük anıtsal yapısıdır. Oktay Aslanapa, "bilinenin aksine bu cami bir Artuklu yapısı olmayıp, Büyük Selçuklu eseridir" der. Planı Şam Emeviye Camiine bağlıdır. Melikşah, Şam Emeviye Camisi'ndeki Kubbe-i Nasr'ı burada daha sade bir şekilde ve kubbesiz olarak yaptırmıştır. Fakat bu caminin en büyük özelliği, islamın iki mezhebinin, Hanefilik ile Şafiliğin aynı avlu çevresinde iki ayrı camide ibadet
etmesidir. Ulu cami'nin dört ayrı cephesi, müslümanlığın dört ana mezhebine ayrılmıştır. Batı tarafındaki iki nefli Şaafiler Camisi 1528 yılında Osmanlılar zamanında yapılmıştır. Burada bulunan sayısız kitabelerden birisi de 1528 tarihli olup Kanuni Sultan Süleyman'a aittir. Cami avlusuna girişi sağlayan kemerli kapının dışında, iki tarafta bulunan ve aslan ile boğanın mücadelesini simgeleyen kabartmalar haricinde, içeride de aslan ve boğa başlarını temsil eden kabartmalar vardır. Ulu Cami'de, 639 yılında Diyabakır'ın Müslümanların eline geçmesinden önce aynı yerde bulunan Mar Toma Kilisesi'nden de bölümler vardır.
Nebi (Peygamber) Camii
Dağkapı yakınında, Gazi ile İnönü caddelerinin kesiştiği kavşaktadır. Akkoyunlular dönemine tarihlendirilir.Tek kubbeli olarak yine siyah-beyaz taştan inşa edilmiştir. İç süslemelerinde kullanılan çinilerle zenginleştirilen caminin dörtgen gövdeli minaresi 1530 yılında bir kasap tarafından yaptırılmıştır.
Safa (Parlı/Parlo) Camii
Yine siyah-beyaz taşlarla yapılan cami, planı, taş süslemeleri ve çinilerinin güzelliğiyle öne çıkıyor. üğktnin planı ve taTS