Basmacızade İbrahim Paşa Külliyesi

İstanbul, Beyazıt’ta, Nadir Eserler Kütüphanesi’nin bitişiğindedir. XVIII. yüzyıl başlarında yapılmış olan bu küçük külliyenin banisi Hacı İbrahim Paşa, Osmanlı donanması Kaptan-ı deryalarındandır.

Cami, sebil, mektep, hamam ve hazireden oluşan külliyeden günümüze gelebilmiş olan kısımları; cami, sebil ve haziresidir. Hamamı tamamen yok olmuş, fevkani  mektepten geriye sadece balkon payandaları ile alt katı kalmıştır.  18 Aralık 1706’da kaptan-ı deryâ olduktan sonra çıktığı deniz seferlerinden başarılı dönünce serveti artmış, cami, sebil, aşhane ve hamam inşa ettirip küçük bir külliye meydana getirmiş, burada kendisi için bir de türbe yaptırmayı düşünmüştür.

Külliyeye ait sebil, 1944  yılından bu yana özellikle üniversite öğrencilerine hizmet eden, ders notlarına ait fotokopileri sağlayan bir büfe olarak kullanılmaktadır. Sebilin karşısında bulunan İstanbul Üniversitesi  bahçe kapısı da Eski Saray devrinde Harem  Kapısı olarak kullanılıyormuş. Mermer sebil  mukarnaslı başlıklara sahip mermer sütunlarla beş pencereye ayrılmıştır. Pencerelerde klasik üslûpta dökülmüş şebekeler vardır. Tunç şebekeler, İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Müdürü ve Eski Eserler Encümeni üyesi olan Fehmi Ethem Karatay’ın yazdığına göre kırılmış durumda olduğu için yeniden döktürülmüştür. İç duvarların önceden çiniyle kaplandığı mevcut izlerden anlaşılmaktadır. Zarif bir mimariye sahip olan sebilin pencere  kemerlerinin üzerindeki beyitler  şair Ferdî’ye aittir. Kitabede, Sultan III. Ahmed ve  Kaptan-ı deryâ İbrâhim Paşa övülmektedir. Sebilin üzeri geniş bir saçak ve küçük bir kubbe ile örtülmüştür.

Külliyeye ait hamamın planı hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Caminin yanında, Süleymaniye’ye giden Besim Ömer Paşa Caddesi üzerinde olduğu,  1870’li yıllarda çizilen İstanbul haritasında görülmektedir.  Sultan II. Mahmud döneminde 1239’da (M.1823)  Takvimhâne Matbaası’na tahsis edilmiş, daha sonra  biraz değiştirilerek İbrâhim Paşa Rüşdiyesi adıyla okula dönüştürülüp 1306’ya (1888-89) kadar kullanılmıştır.1894  Yılındaki depremde  zarar gördüğünden bir  müddet kaderine terk edilmiştir. Şimdi hamamın yerinde  üç katlı, 677  m2 kullanım alanına sahip olan Nadir Eserler Kütüphanesi bulunmaktadır. Kütüphane binası 1912 yılında Şeyhülislam Hayri Efendi’nin emri ile Evkaf Nezaretince Medreset’ül Kudat (Kadılar Medresesi) olarak Mimar Kemalettin Bey tarafından yapılmıştır.Türk neo-klasik üslûbundaki bina, 1925’te  İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ne tahsis edilmiş ve Yıldız Sarayı’nın zengin kütüphanesinde bulunan kitap ve eski fotoğraf koleksiyonları da buraya taşınmıştır.

Cami : Etrafını pencereli bir avlu duvarının çevirdiği İbrâhim Paşa Camii, Beyazıt’tan Süleymaniye’ye giden ana cadde ile (eski Takvimhâne, şimdi Besim Ömer Paşa Caddesi) Vezneciler’e inen Kaptanpaşa sokağının (şimdi Ümit Yaşar Doğanay Sokağı) birleştiği köşede inşa edilmiştir.  İbrâhim Paşa Külliyesi’nin merkezini teşkil eden cami, caddeye nazaran şevli duran ve XVIII. yüzyılda çok kullanılan muntazam diziler halinde kesme taş ve tuğladan karma teknikte yapılmış dikdörtgen planlı, yaklaşık 14 × 17 m. ölçülerinde  bir yapıdır. Esasında çatının üstü kurşun kaplıyken burası kütüphanenin okuma salonu haline getirildiğinde kiremitle örtülmüştür. Minare ise taştan olup geç bir döneme aittir. Kapısı üstündeki sülüs hatlı Arapça üç satırlık kitâbede yapının 1119 Zilhiccesinde (Şubat-Mart 1708) tamamlandığı bildirilir.

Cami 1930’lu yıllarda kadro dışı bırakılmış ve uzunca bir süre, yanında kurulan İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nin önce okuma salonu, sonra da deposu olarak kullanılmıştır.1987 tarihinde yeniden camiye dönüştürülerek  ibadete açılmıştır. Bu restorasyon Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından gerçekleştirilmiştir. O sırada Borsalar Birliği Başkanı olan Nejat Ekrem Basmacı’nın büyük büyük dedesi, İbrahim Paşa’dır.

Hüseyin Ayvansarâyî’nin bildirdiğine göre burada Çorlulu Ali Paşa tarafından İbrâhim Paşa’ya hediye edilmiş, ta‘lik hattı ve satır araları kırmızı mürekkeple Farsça yazılmış çok değerli bir Kur’ân-ı Kerîm tercümesi vardı. Hadîkatü’l-cevâmi‘in el yazmalarına ilâve edilen derkenarlarda bu mushafın başka kitaplarla birlikte satıldığı ve parasının mütevellisi tarafından caminin tamiri için harcandığı belirtilmiştir.

Haziresine gelince; Hüsamettin Aksu tarafından incelenerek bir makale haline getirilip, Turing yayınları arasında basılmış. Hazire  “ L ” biçiminde iki taraftan külliyeyi dolanmış. Cami gibi  muntazam taş ve tuğla örgülü olup, pencereli bir duvarla çevrilmiştir. Paşa kendi türbesi için burada bir arsa ayırmış ama İstanbul dışında ölmüş  olduğundan buraya gömülme şansı olmamış. Buna karşılık Sadrazam Seyyid Hasan Paşa’nın ailesinden pek çok kişi burada yattığı için hazîre âdeta onun aile sofası haline gelmiş. Seyid Hasan Paşa’nın Patrona Halil Hamamı’nın yanında bulunan  külliyesi yerine aile fertlerinin buraya gömülmüş olmaları da ilginç olmuş.  İbrâhimPaşa’nın oğulları ile kızlarına ait mezar taşlarına bakıldığında çoğunun  1124 (1712), 1128 (1716), 1134 (1721-22) tarihlerinde vefat etmiş oldukları görülür .Muhtemelen salgın bir hastalık yahut ırsi bir rahatsızlıktan ölmüş olmalıdırlar. Hazîrenin duvarında, cephede iki pencerenin üstünde büyük mermer levha üzerine işlenmiş kitâbe, Hasan Paşa’nın 1156’da (1743) ölen kızı Şerife Rukiye Hanım’la ilgilidir. Arıca,  Seyyid Hasan Paşa’nın 1181’de (1767-68) ölen damadı Hacı Seyyid Ömer Ağa ile kızı ve oğullarının mezarları da buradadır. Hazîrenin içinde 105 mezar taşı tesbit edilmiştir. En son  gömü  1277 Şevvalinde (Nisan-Mayıs 1861) vefat eden İşkodralı Âgâh Paşazâde Hasan Bey’e aittir. Ayrıca cami ve sıbyan mektebinin hizmetlilerinin yanı sıra çarşı esnafına ve ailelerine ait çok sayıda mezar taşı tesbit edilmiştir.

Kaptan-ı derya İbrahim Paşa
Bâni Hacı İbrâhim Paşa, Güney Yunanistan’da Mora’nın beylerbeyilik merkezi olan Tripoliça’da doğmış, küçük yaşta İstanbul’a gelip çırak olarak matbah-ı âmireye girdiğinden “Aşçı” lakabını almıştır. Önce Sadrazam Çorlulu Ali Paşa’nın hizmetine girerek onun kethüdâlığını yaptı, 12 Ramazan 1118’de (18 Aralık 1706) vezirlik pâyesiyle kaptân-ı deryâlığa yükseldi. İki yıl sonra azledilen İbrâhim Paşa 1125’te (1713) affa uğrayarak çeşitli görevler üstlendi, Mısır valisi oldu, bir ara ikinci defa kaptân-ı deryâlığa getirildi, Trabzon valiliği, Azak ve Kandiye muhafızlıklarında bulundu. Bu son görevi sırasında vefat ederek Kandiye’de yaptırmış olduğu sıbyan mektebinin yanına defnedildi (1138/1725-26).

Paşanın iki ayrı vakfiyesi bulunmaktadır. Bu küçük külliye için  gelirleri hayratına ayrılmış olarak İstanbul’un çeşitli mahallelerinde, Galata’da, Beşiktaş’ta, Kasımpaşa’da, Sakız adasında, İzmir’de, İstanköy ve Rodos adaları ile Kal‘a-i Sultâniyye’de ve Eskişehir’in Hasöyük karyesinde çok sayıda ev, bahçe, dükkân, hamam, mahzen, değirmen, su kuyusu, su dolabı ve arsadaki mülkleri yazılmış; bütün gelirlerin buradaki cami, sebil ve sıbyan mektebindeki hizmetlilere verilmesi şart koşulmuştur. Pek büyük olmayan camide imam, vâiz, şeyhülkurrâ dışında altı hâfızın ve dört müezzinin de görevlendirilmesi kadronun ne kadar geniş tutulduğunu gösterir. Aynı vakfiyede yer alan, cami etrafındaki sokakların kaldırım tamiri için senede 1000 akçe ayrılması ile borcundan dolayı hapse giren Müslümanlara yine yılda 1000 akçe sadaka verilmesi hükmü ilgi çekicidir.

Nejat Ekrem Basmacı
30 Eylül 1920 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen Basmacı, kökü Osmanlılar’a dayanan Basmacızade Ailesinden gelmektedir. Büyük büyük dedesi, III. Ahmed’in saltanatında sadrazam ve Kaptan-ı Derya Basmacızade İbrahim Paşa, büyük dedesi ünlü bestekar Basmacı Abdi Efendi, dedesi ise İstanbul Ticaret Borsası’nın ilk Müslüman başkanı Basmacızade İbrahim Ferit Bey’dir. Aynı zamanda Orhan Pamuk’un annesiyle de amca çocuklarıdır. İlk tahsiline eski basma fabrikalarının bulunduğu Üsküdar Ayazma 21. Mektebi’nde başlar. Daha sonra Vefa Lisesi’nde tahsilini tamamlayan Basmacı, İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ni bitirip zeytinyağı tüccarlığına başlamıştır. 1957 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Konsey Başkanlığı’na seçilen Nejat Ekrem Basmacı, 2009 yılında bu görevinden ayrılmış ve inzivaya çekilmiştir.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Yoruma kapalı yazı.