Osmanlı Saltanat Kayıkları

Saltanat Kayıkları, Padişah ile yakınlarının deniz yolu ile gidilen ve fazla uzak olmayan mesafelerde kullandıkları deniz taşıtlarıdır.  Saltanatı temsil eden özellikler taşırlar ve halk tarafından ilgiyle izlenip alkışlanırlardı. İstanbul Deniz Müzesi’nde bulunan bir 19.y.y. saltanat kayığı ile, bu ayrıcalıklı deniz taşıtı hakkında birkaç ayrıntıyı paylaşmak istiyoruz.

Türk denizciliği ile ilgili olarak değişik eserlerin sergilendiği İstanbul Deniz Müzesi’nde toplam olarak on beş adet saltanat kayığı bulunuyor. Genellikle 19.y.y.ait olan kayıklar onarılarak sergi alanına özenle yerleştirilmişler. Buraya gelene kadar değişik mekanlarda koruma altına alınmış olan  bu değerli eserlerde, devletin gücünün ve ihtişamının sergilendiği görülmektedir. Dönemin sanat anlayışını ihtiva eden kayıklarda, ağaç oyma işçiliği, hat ve kalem işleri başarılı bir şekilde uygulanmıştır.

Saltanat Kayıkları, Köşklü veKöşksüz olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Ayrıca, padişaha ait olanları ile hanımların kullandığı kayıklar da birbirlerinden ayırd edici özeliklere sahiptirler. Padişaha ait saltanat kayıklarının süslemelerinde, Osmanlı Armasından objeler, hanımlara  ait saltanat kayıklarında ise nebati yani çiçek yahut yaprak formunda süslemeler kullanılırdı. Saltanat kayıklarının baş tarafları ya ileriye doğru incelerek uzar yahut tatlı bir kıvrımla aşağıya, suya doğru dönerdi. Eğer uzatılmışsa Mahmuzlu, kıvrılmışsa Kemanebaş yahut Kancabaş olarak adlandırılırlardı. Yine, Köşklü, Köşksüz, Kuşlu olarak söylendikleri de olurdu.

Fotoğrafta görülmekte olan  Saltanat Kayığı, 1865  yılı yapımı olup, Sultan Abdülaziz’e (1861 – 1876) aittir. Kancabaş formunda ve armuz kaplama olan köşklü kayık, 13 çifte küreklidir. Dışında yağlıboya stilize yapraklarla bir bordür dolaşır. 30,70 M. Uzunluğunda, 2,37 m. genişliğinde, 4,40 m. yüksekliğindedir. Kayık, kıç tarafında kadife perdelerle kaplı şahane bir köşke sahiptir. Dört sütünce üzerinde yükselen köşkün her tarafına altın varaklı birer arma konulmuştur. Baş kasara üzerinde kanatları açık bir kartal bulunmaktadır. Yine baş ve arka taraflardaki süslemeler, padişaha ait bir saltanat kayığı olduğunu gösteren formlar taşır. Altın varaklı ahşap süslemede; üzüm salkımları, flama, kılıçlar, kalkan, balta, mızrak, tuğ ve stilize yapraklar kullanılmıştır.

Osmanlı padişahları yahut harem halkı sık sık saltanat kayıklarını kullanmışlardır. Payitaht, içinde deniz olan bir şehir olup, saraylar yahut mesire yerleri arasında veya Eyüp gibi önemli mekanlara ulaşmada bu araçlara ihtiyaç duyuluyordu. Örneğin, Kılıç Kuşanma törenlerinde, genellikle deniz yolu ile gidiliyorsa kara yoluyla dönülüyor veya bunun tersi olabiliyordu. Topkapı Sarayı’ndan yapılan Kılıç Alayları, yeni padişahın  sabah namazından sonra, Perde Kapısı’ndan  çıkıp atla sahildeki Sinan Paşa Köşkü’ne (İncili Köşk) gelmesiyle başlıyordu. Burada bekleyen  üç fenerli saltanat kayığına biner,  yanında silâhdar, çuhadar, rikâbdar ve öteki musâhib ağalar olduğu halde deniz yoluyla Eyüp’e giderdi. Eğer gidiş kara yoluyla yapılıp dönüşte deniz ulaşımı tercih edilmişse yine saltanat kayığı ile aynı yolculuk gerçekleştirilirdi. Örneğin; II. Abdülhamid’in kılıç kuşanma merasiminde saltanat kayığının önemli bir yeri vardır.  Padişah,  Dolmabahçe Sarayı’ndan saltanat kayığıyla çıkmış, Eyüp İskelesi’nde ata binerek Türbe’ye geçmiş ve karayoluyla Topkapı Sarayı’na geçmiştir. Burada bir müddet dinlendikten sonra yine saltanat kayığına binerek  Dolmabahçe Sarayı’na geri dönmüştür.

Osmanlı Saltanat Kayıkları değişik ressamların tuvaline de yansımış ve bu görkemli kayıklar fırça darbeleriyle ölümsüzleştirilmişlerdir. Birkaç tablonun kopyaları yine İstanbul Deniz Müzesi duvarlarında gelenlerin seyrine sunulmaktadır. Azayle-Ferron Şatosu’nda bulunan ve XVIII. yüzyıl sonunda Fransız ressamı L. François Cassas tarafından yapılmış olan bir tabloda,  Sarây-ı Hümâyun’un kıyıdaki köşk ve kasırları ile denizde padişahın saltanat kayığı görülmektedir. Yine kayığın etrafında da ona refakat eden ileri gelenlerin kayıkları vardır.

Saltanat Kayıkları günlük hayatın da her aşamasında kullanılıyorlardı. Halit Ziya Uşaklıgil, Saray ve Ötesi adlı eserinde, Tophane Camisi’nde Kadir Gecesi merasimine  saltanat kayıkları ile deniz yolunun kullanıldığını anlatmaktadır.

Ayrıca, sarayın düğün merasimleri de yine deniz yolu ile yapılabilmekteydi. Düğünler saraylarda başlardı ama damadın konağında son bulurdu. Gelin Sultan, sahildeki bir saraydan bir başka sahil saraya gidecekse, gelin arabası olarak saltanat kayıkları kullanılırdı.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isitur.com.tr

Yoruma kapalı yazı.