Assos Lahitleri

“Yaşlı Plinius” olarak bilinen antik çağ yazarlarından Gaius Plinius Secundus, M.S.23-79 yılları arasında yaşamıştı. Yine bir antik çağ yazarı olan, Bithynia-Pontus Eyaleti Valiliği ve daha başka devlet görevlerinde bulunmuş olan ve “Genç Plinius” olarak bilinen yazar da Yaşlı Plinius’un yeğeniydi.

Yaşlı Plinius, Atlı sınıfından bir Romalıydı. Yaşamı boyunca birçok Roma İmparatorunu gördü. Fakat en önemli eseri olan Naturalis Historia’yı (Doğa Tarihi), Roma İmparatoru Titus’a ithaf etmişti. İmparator Titus, M.S.71 yılında, babası Vespasianus tarafından imparatorluğun yönetimine ortak edilmişti. Vespasianus 24 Haziran 79 yılında Roma’da hastalanıp hayata veda edince, Titus hükümdarlık tahtına tek başına çıktı.

Titus’un imparatorluğu zamanında, 24 Ağustos 79 yılında, Vezüv Yanardağı, büyük bir patlamayla harekete geçmiş, lavlar, Cumae Körfezi’nde bulunan birçok şehri kaplamıştı. Büyük bir felaket yaşanıyordu. Yaşlı Plinius, gözlem yapmak için gittiğinde, lavlardan sızan dumandan zehirlenerek öldü.

Plinius’un en büyük eseri olan Doğa Tarihi, 37 ayrı kitaptan oluşuyordu. Bu kitaplardan 33 ila 37 arasındakilerde metal ve taş konusu işlenmişti.

Assos Taşı & SarkophagosAssos_Lahitler
Metal ve taş konusunun işlendiği bölümde, yazar, Assos’ta lahitlerde kullanılan taşlardan da bahsediyordu. Assos’ta  batı tarafındaki nekropol günümüze de iyi bir biçimde gelebilmiş olanıdır. Taş döşeli bir yolun üstünde bulunan çok sayıda lahit halen gidenler tarafından ilgiyle izlenmektedir. Lahitlerde kullanılan gözenekli bir taş çeşidi, yöreye özgü olup yakınlardaki taş ocaklarından alınmışlardır. Yaşlı Plinius, bu taşı etraflıca anlatmaktadır. Taşın en büyük özelliği, içinde yatan naaşın çözülme sürecini hızlandırmasıdır. Bu yüzden antik çağda Assos taşı lahit kullanımında çok aranan bir taş olarak öne çıkmış, Assos Limanından büyük ölçekli taş ihracı yapılmıştır. Yaşlı Plinius, Assos taşı hakkında etraflıca bilgi vermiş, onun anlatımında kullandığı “sarkophagos” yani lahit sözcüğü birebir çevrildiğinde de ortaya çıkan tercüme “vücut yiyen- et yiyen” olmuştur. Plinius bu taşın Gut hastalığına da iyi geldiğini aktarmış ama nasıl kullanıldığı konusunda herhangibir şey yazmamıştır.

Ayrıca Lesbos’un (Midilli) Eressos kentinden olan Theophrastos da hocası Aristoteles ile birlikte lahit yapımında kullanılan bu Assos taşlarını incelemiş ve birlikte araştırmıştı. Strabon, ünlü Geographika’sında bu doğa bilimci ve tarihçi hakkında etraflıca bilgi verir ve şöyle yazar; Skepsis’ten (Kurşunlutepe), Erastos, Koriskos ve Koriskos’un oğlu Neleos gibi Sokratik filozoflar çıkmıştır. Bu sonuncusu Aristoteles ve Theophrastos’un öğrencisiydi. Theophrastos’un kitaplığı miras olarak Neleos’a kaldı ve bunlar arasında Aristoteles’in de kitapları bulunuyordu, çünlü Aristoteles kitaplarını ve okulunu Theophrastos’a vasiyet etmişti ve bildiğim kadarıyla bu adam kitap toplayan ve Mısır’a krallara bir kitaplığın nasıl düzenleneceğini ilk öğreten kişidir. İşte bu Theophrastos, kitaplığını Neleos’a bırakmıştır. Assos LahitlerNeleos, kitaplığı Skepsis’e götürmüş ve kendi mirasçılarına vasiyet etmiştir. Bunlar alelade insanlar oldukları için bir yere kapatmış ve özenle korumamışlardır. Kentlerinin bağlı bulunduğu Attalos’lar hanerdanı krallarının (Pergamon Kralı II.Eumenes) Pergamon Kitaplığını kurabilmek için ne kadar büyük bir istekle kitap aradıklarını duyduklarında, onları toprağa bir çukur açarak gömdüler. Fakat çok sonra güve ve rutubet nedneiyle tahrip olunca, onlardan sonra gelenler bu kitapları yani Aristoteles ile Theophrastos’un kitaplarını büyük bir para karşılığında Teos’lu Apellikan’a (Ölümü yaklaşık olarak M.Ö.84) sattılar. Fakat, Appelikon, bir filozoftan ziyade bir kitap severdi; ve bu nedenle kitapların yenmiş olan kısımlarını yenileme amacıyla eksik kısımları yanlış bir şekilde tamamlatmak suretiyle hatalı kopyalar meydana getirdi. Theophrastos’tan gelmiş olan eski peripatetikler ekolünün orijinal kitapları yok olmuş ve geriye sadece hatalı ve kolay anlaşılır yapıtlar kalmıştır, bu nedenle pratik olarak artık hiçbir şeyin bu açıdan felsefesi yapılamamış ve yalnızca basit konular abartılarak konuşulmuştur. Daha sonra Aristoteles’in kitapları tekrar ortaya çıktığında, onların doğrultusunda filozofça tartışmalar yapılabilmişse de, çoğaltma sırasında meydana gelen kitaplardaki bazı hatalar nedeniyle genede olasılıklar üzerine konuşmak zorunda kalınmıştır. Roma’nın da bu yanlışların yayılmasında çok katkısı olmuştur; çünkü Appelikon’un ölümünden hemen sonra, Atina’yı zapt eden Sulla, kitaplığı Roma’ya taşıdı. Orada Aristoteles’ten hoşlanan gramerci Tyrannion, kütüphanecinin yüzüne gülerek onu elde etti ve bu kitaplardan yararlandı. Bazı kitapçılar da aynı şeyi yaptılar; fakat kötü kopyacılar kullandılar ve yazılan metinleri kontrol etmediler. Hem Roma’da hem de İskenderiye’de satış için yapılan kopyalar da böyleydi.

Strabon’un uzun uzun anlattığı Theophrastos ve Aristoteles bu et yiyen Assos taşı üzerine incelemelerde bulunmuşlardı. Ama onların kitaplarının akibeti yukarıda söylendiği gibi oldu. Theophrastos, bu lahitlerin 40 gün içinde ölüyü yok ettiğini, sadece dişlerinin kaldığını belirtmektedir. Aristoteles de yine bu lahitlerden Sarkophagos olarak bahsetmiştir.

Sarkophagos & Assos Taşı & Asya Taşı & Vücut Yiyen – Et Yiyen
Bütün bu kelimeler Assos taşı için kullanılmışlardır. Assos’un ünlü nekropolü özellikle de batı nekropolü görülmeye değer bir güzellik ve zenginliktedir. Ayrıca antik kentin birçok yerinde de devasa lahitler gelen ziyaretçiler tarafından ilgiyle izlenmektedirler. Lahitler burada bolca bulunan ve diğer yapılarda da kullanılmış olan trakit taşından imal ediliyorlardı. Trakit taşının naaşın çürümesi ile ilgili olarak hiçbir özelliği bulunmuyor. Araştırmacılar konu hakkında çalıştıklarında, lahitlerin içinde alünit denilen bir maddeye raslarlar. Ve Assos taşının gerçek hikayesi gün yüzüne çıkar.

Cesedi çürüten alünittir. Assoslular bunu gizlemiş ve dünyanın her yerine özel bir taş Assos_Lahitlerolarak tanımladıkları trakit taşından bolca ihraç ederek ticaret yapmışlardır. Araştırmalar sırasında trakit ocaklarında alünit damarlarına rastlanılmış. Alünit, halk arasında “şap taşı” olarak adlandırılan, Eski Mısır’da ilaç sanayinde kullanılan bir elementtir. Antik çağda Assoslular trakit taşından imal ettikleri lahitlerin içine alünit de koyuyorlar, ve bu lahti mümkün olduğunca nemden uzak tutarak talep edilen yerlere satıyorlardı. Ceset lahtin içine konulduktan sonra çürümeye başladığında, lahdin içi nemleniyor, bu nem alünit cevheriyle birleşerek çürümenin kemiklere varıncaya kadar ve hızlı bir şekilde gerçekleşmesini sağlıyordu. Olay bu kadar basitti ama günümüzden binlerce yıl öncesinde sadece Assoslular tarafından biliniyordu. Trakitin içine toz zerrecikler halinde alünit konulmakta ama bu işlem taş talebinde bulunandan gizlenmektedir. Şap taşı olarak da adlandırılan alünit, antik çağda Assos ve Assoslulara ticari bir emtia olarak inanılmaz bir zenginlik getirmiş, günümüz dünya literatüründe yer alarak bütün liahitlerin bu issimle anılmasını sağlamıştı. Kısaca “et yiyen taş” anlamına gelen sarkophagus günümüz arkeoloji düyasında bütün lahitler için kullanılmaktadır.

Assos lahitleri çoğunlukla batı nekropol alanında bulunuyorlar. Kentin en görkemli girişi olan batı kapısına giden kutsal yolun iki tarafında sıralanmış lahitler günümüzde de şehrin görkemine tanıklık etmektedir. Alanda, Roma dönemine ait çevresi duvarlı açık aile mezarlarının yanı sıra yüksek podyum üzerine yerleştirilmiş büyük ölçekli lahitler de bulunuyor.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz