Azra Erhat’ın Bir Bodrum Gezisi

Bodrum’a, hemen herkes gider, döndüğünde de anlatır. Bodrum’a gitmek ayrıcalıktır. Anlatmak’ de öyle olmalı ki, genelde sık rastlanır Bodrum yolculuğu hikayelerine. Bunlardan biri de Azra Erhat’ın  Bodrum yolculuğu. Öyle, böyle değil. Okudukça okuyası geliyor insanın. Mavi Anadolu  adlı eserine almış. İşte Azra Erhat’ın Bodrum yolculuğu.

Yolculuk, 21 Eylül 1956 tarihinde İzmir’den başlar. Beş kişidirler. Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Kabaağaçlı, Alev Ebüziya, Sebahattin ve Mehmed Eyüboğlu ile  Azra Erhat.

Azra Hanım, İzmir’den biraz alış-veriş yaparak bir kumanya hazırlamak ister. O günün şartlarında, İzmir-Bodrum yolu uzundur. Kutu peynir, konserve, kuruyemiş gibi nevaleler almak istemektedir. Ama girdiği bakkal dükkanında açık peynir bile bulamaz. Yola çıkmadan önce annesi ona değişik reçel kavanozları vermiş ama o almadığından  şimdi onun pişmanlığını yaşamaktadır. Burada ancak bulabildiği bir kavanoz şeftali reçeli ile bir kilo kuru üzüm alır. Yanında, Avrupa’dan gelen dostlarının getirdiği bir kutu kahve ve kibrit kutusu büyüklüğünde, Hollanda’dan gelmiş bir paket kakao vardır. Yazar, burada ilginç bir olay da anlatıyor; O yıllarda, Cuma günleri İzmir’e San Marco ve San Giorgio isimli iki ayrı İtalyan gemisi geliyor, Halikarnas  Balıkçısı da bu gemideki turistleri, Efes’e götürüyormuş. Turistler gemiden inerken yanlarına kağıt torbalar içinde yiyeceklerini de alıyorlarmış. Paketin muhteviyatında neler yokmuş ki, Azra Erhat onları ayrıntılı olarak yazıyor; hasır mahfazalı Chianti şarabı, parmezan peynir, nefis küçük francalalar, jambon, salam ve değişik yiyecekler. Yolcularımız da bu paketlerden  birkaç tane edinebiliriz diye umuyorlar ama sadece rehber olduğu için Balıkçı’ya verilen tek paketle yetinmek zorunda kalıyorlar. Yani 1956 yılında  turizmin beslediği yaklaşık elli-altmış yan meslek kolu henüz devreye girememiş. Ne köylü ürününü satabiliyor, ne de  başka mesleklerden insanlar gelen gruplardan faydalanabiliyor.

Yazar, yolculuğun İzmir-Bodrum arasındaki güzergahlarını bütün ayrıntılarıyla anlatıyor. Ortaya eşsiz bir anı kitabı yerleştiriyor. Ve nihayet Bodrum’a ulaşıyorlar. İşte 1956 Yılının Bodrumu;

Torba Koyu’na akşam saat sekiz sularında kayıkla gelen  grup, buradan Bodrum’a gitmek için cip beklerler ama cip bir türlü gelmez. Sadece bir tane eşek bulabilirler. Eşeğin sırtına bavullarını yüklerler, üstüne de  Azra Hanım biner yola koyulurlar. Diğerleri yürüyerek gideceklerdir. Yol, dik tırmanan, sivri taşlarla dolu, çalılıklar arasından uzayan bir patikadan ibarettir. Gece saat on bir gibi Bodrum’a bakan tepeye varırlar. Halikarnas Balıkçısı’nın geleceğini duyan birkaç kişi meydanda onları karşılar. Polis, otel ve lokantaya haber gönderir. Ama otelde boş oda, lokantada da yemek kalmamıştır. Geceyi handa geçirirler.

Sabah, Azra ve Alev Hanım’lar giyinip handan çıkarlar. Balıkçı, sabah altıda kalkıp balığa çıkmış, onları ağırlamak için kahvaltıya beklemektedir. Peki handa ilk geceyi nasıl geçirmişlerdir, merak ettiniz mi? Geldikleri gece lokantada yemek bitmiş olduğundan ç kalmışlar ve a uyuyamamışlardır. Sabah kalktıklarında handa bir damla  su bulamadıklarından yüzlerini bile yıkayamamışlardır. Bir gece önce Cevat Şakir etraftaki tatlımsı harnup (keçiboynuzu) kokusunu överek “ne güzel koku” demiş olsa bile bu alışık olmadıkları kokudan da rahatsız olmuşlardır. Ama gezginlerimiz hiç şikayet etmemişler, onca yorgunluk ve açlık sonrasında yaptıkları kahvaltıyla can bulduklarını söylemişlerdir. Kahvaltıları, tatlıcı dükkanının önünde kazanla kaynayan süt, yumurta ve Bodrum’un lezzetli francala ekmeğidir.

Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir Karaağaç, Bodrum’da yaşamıştı ama çocuklarının eğitimi için daha sonra İzmir’e yerleşmek zorunda kalmıştı. Bu yolculuk, İzmir’e yerleşmesinin üzerinden yaklaşık bir sene  sonra gerçekleştirilir. Bu yüzden, Balıkçı dostlarıyla hasret gideriken, dört arkadaş önceleri kendileri dolaşırlar Bodrum’u.

Azra Erhat, Balıkçı’nın Bodrum için yaptıklarını, Avrupa ve Amerika’dan getirtip ektiği değişik ağaç ve bitkilerin nasıl ziyan edildiğini, Balıkçı’nın bunun karşısındaki üzüntüsünü gözlemleyip satırlarına aktarmış. Mausolos’u, Bodrum Kalesi’ni, Sen Jan Şövalyelerini, Bodrum’dan yetişmiş ünlüleri anlatmış. Değişik yorumlarda bulunmuş. Özellikle de Brezilya’dan getirttiği nadide bir ağaç türü olan iki Bella Sombra ağacından birisinin yok olmasına çok üzülmüş Azra Erhat. Halikarnas Balıkçısı da, 1938 yılında Brezilya’dan tohum olarak getirip diktiği bu ağacı Mavi Sürgün adlı kitabında anlatır; “Dünyanın en güzel gölge ağacı, Brezilyalı Bella Sombra tohumları getirttim. Bu ağaçlarda sık bir yaprak kubbesi oluyor. Dallar uzadıktan sonra uçları yere dokunuyor. İnsan serin ve ışıltılı büyük bir çadırın içindeymiş gibi, güneşin tabanca sıkarcasına vuran ışığından kurtuluyor.

İşte 1956 yılının Bodrum’u, bir  avuç insandan oluşan  ilk turistler aynı zamanda da ilk araştırmacıları, İlk Mavi Yolcular, Mavi Yolculuğun organizatörleri. Türk Turizmi’nin gerçek kahramanları. Bir belgeselde, Işıl Bayraktar’ın, Mavi Yolculuğun kahramanlarını ve hikayesini anlatırken kullandığı şu cümle hiç aklımdan çıkmaz.; keşke o yelkenliye konmuş bir güvercin olsaydım.

Bodrum değişti, yollar yapıldı, uçaklarla süreler kısaldı, oteller arttı, çeşitlendi, sektörün yan kolları turizmden pay alıyorlar, ama 1956 yılının bakir Bodrum’u ne yazık ki artık yok. Maalesef, onu koruyarak bu güne gelmeyi beceremedik. Fakat yine de albenisiyle yakıp kavuruyor Bodrum. Dünyanın her yerinden bu kadar insanı çekmesinin bir sebebi var.. O sebebi korumak gerekiyor.

Not : Azra Erhat’ın Mavi Yolculuk adlı kitabından alınmıştır.

Yazı : Bilsen GÜRER

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz