Eyüp Üryanizade Ahmed Esad Efendi Türbesi

Camii Kebir Caddesi üzerinde bulunan güzel bir çeşmenin arkasında, Siyavuş Paşa Türbesi, karşısında da Sokullu Mehmed Paşa Türbesi bulunmaktadır. Şeyhülislam Ahmed Esad Efendi’nin türbesi ise Siyavuş Paşa Türbesi’nin avlusundadır.

Türbeyi görmek için çeşmenin hemen yanında bulunan Siyavuş Paşa Türbesi avlusuna ait giriş kapısından içeriye girmek gerekiyor. Türbe, avlunun hemen solunda, sade ve küçük ölçekli, kare planlı ve tek kubbelidir.  Dört basamakla çıkılan çift  kanatlı kapısının arkasında üç ahşap sanduka bulunmaktadır. Kapının sağına ve soluna birer adet uzun sağır pencere konulmuştur. Ampir üslubundaki yapının mimarı İtalyan Fosatti olup yaptıranı devrin padişahı   Sultan II. Abdülhamid’tir. Kitabesi yoktur.

Sandukalardan biri Şeyhülislam Ahmed Esad Efendi’ye, biri eşine diğeri de oğluna aittir. Burada yatan oğlu Muhammed Hâlid, babasından bir buçuk yıl sonra ölmüştür. Rauf adında başka bir oğlu ve iki de kızı vardı. Daha önceleri türbenin önünde, yekpare mermerden yapılmış bir küçük çeşmesi bulunuyordu. Kitabesiz çeşme, 1957 tarihinde, biraz ilerideki mezarlık duvarı önüne nakledilmiştir.

Şeyhülislam Üryanizade Ahmed Esad Efendi
1814 Yılında, İstanbul’da doğdu. Babası, II. Mahmud dönemi kadılarından Mehmed Said Efendi’ydi.  Uryânîzâde lakabı, XVII. yüzyılda İstanbul’a gelip yerleşen Kilisli meşhur âlim Osman el-Uryânî’nin soyundan geldiği için verilmiştir. Birçok Şeyhülislam yetiştirmiş önemli bir ailedir.

Ahmed Esad Efendi iyi bir tahsil görmüş ve devletin değişik kademelerinde önemli görevlerde bulunmuştur.  1830 Tarihinde  Fetvahâne yazıcıları arasına katılmış, 1853’te Eyüp, bir yıl sonra Üsküdar ve 1855’te tekrar Eyüp kadılıklarında bulunmuştur. Edirne ve Medine kadılığı da yapmış,  Harem-i şerif tamirat müdürlüğünü de üstlenerek  bitirilmesini sağlamıştır. Değişik görevlerden sonra 1866’da İstanbul kadısı olmuştur. Yine birçok farklı görev ve paye sonrasında sakin bir hayat yaşamak arzusuyla bütün görevlerinden istifa etmiştir. Ama kendisine tevdi edilen  Âyan Meclisi üyeliği sırasında, Şeyhülislâm Ahmed Muhtar Beyefendi’nin görevinden ayrılması nedeniyle 4 Aralık 1878’de, II.Abdülhamid tarafından  Şeyhülislâm olarak tayin  edilmiştir. Bu görevi sırasında 17 Ocak 1889 tarihinde vefat etmiş ve türbesinin bulunduğu hazireye gömülmüştür.  Daha sonra II.Abdülhamid, Mimar Fosatti’ye görülmekte olan türbeyi yaptırmıştır.

Şeyhülislam Ahmed Esad Efendi ve Sadrazam Tunuslu Hayreddin Paşa
II.Abdülhamit, Kanuni Sultan Süleyman’dan  sonra  en uzun süre ile tahtta  kalmış ikinci Osmanlı Padişahıdır. Saltanatı 33 yıl sürmüştür. Fakat bu 33 yıl süresince sadece 6 şeyhülislamla çalışmıştır. Üryanizade’nin görevi de ölümüne kadar devam etmiştir. Onun mûnis, çalışkan ve bulunduğu görevde kendisinden bekleneni veren bir kişi olduğu söylenir. Saltanat makamı ile ilişkilerinde oldukça dikkatli davrandığı, vekiller heyetinde her işe karışmadığı,  ancak karıştığı işlerde de sözünü dinlettiği yazılır. Şüphenin yaygın olduğu bir dönemde ulemâ sınıfı hakkında padişahın güvenini kazanması ve jurnalcileri mümkün olduğu kadar meşihattan uzak tutması itibarını arttırmış. Ancak döneminde teşkilât bakımından meşihatta önemli gelişmeler sağlandığı söylenemez. Mahmud Kemal İnal, şöyle bir olay nakletmektedir; Sadrazam Tunuslu Hayreddin Paşa önceleri padişahtan büyük iltifat görmekteydi. Şeyhülislam da padişaha “Efendimiz, Barbaros Hayreddin gibi bir zat buldunuz, devlete bundan büyük hizmet olmaz” der. Ama, haysiyet ve fikirlerinden fedakarlık yapmayan, bilgili, ileri, görüşlü bu değerli Sadrazam, istifa etmek zorunda bırakılmıştır. İstifa öncesinde, bir Vükela Heyeti toplantısında, artık padişahın gözünden düşmüş olan Sadrazama dönen Şeyhülislam,  “Sen ne bilirsin, kendini hakikatten büyük adem mi sayarsın, senin sözün kaleme gelmez” der. Bunun üzerine sinirlenen Tunuslu Hayreddin Paşa sözünü sakınmaz ve “Efendi bu Ali Efendi fetvası değildir. Siyaset işlerindendir. Senin aklın ermez. Ali Efendi olsan da sana sormaya tenezzül etmem “ cevabını verir. Ve Vükela Heyetini bırakıp yalısına geçer. Bu sözler üzerine fetva makamında bulunan Şeyhülislam Üryanizade Ahmed Esat Efendi bayılır. II.Abddülhamid Üryanizade’ye iltifat üstüne iltifatta bulunur. Buna da sinirlenen sadrazam 19 Temmuz 1879 tarihinde sadaret mührünü iade ederek istifasını sunar. Tunuslu Hayreddin Paşa, o kadar değerli bir devlet adamıdır ki, padişah istifasını kabul etmiş ama onu İstanbul’dan uzaklaştırmamış, yalısında göz hapsinde tutmuş, zaman zaman devlet işleri açısından görüşlerinden istifade etmiştir. 1941 Yılında bir günlük gazetede hatıralarını yazan eski Dahiliye Nazırı Reşit Bey de yine Hayrettin Paşa için işitmiş olduğu bir olayı anlatır. Bir gün II.Abdülhamid, Hayrettin Paşa için gönderilmiş bir jurnali paşaya gösterir. Paşa jurnale bakar ve padişaha karşı sözünü sakınmaz. “Efendim bu metaın alıcısı oldukça, satıcısı çok olacaktır” der, kağıdı zatı-ı şahaneye iade eder. Ama, padişah bu cesur ve karakterli Sadrazamını gözden çıkarmış ve Şeyhülislam Üryanizade Ahmet Esat Efendi’yi tercih etmiştir.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

 

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz