Halikarnassos’lu Phanes’in Hikayesi

Herodotos, ünlü Herodot Tarihi’nde, Halikarnassos’lu Phanes’in hikayesini de anlatır. Hemşehrisi Phanes’i kurnaz olarak niteler. Ama hikayeyi okuduğunuzda, bu kurnaz adamın öyküsünün gerçek bir trajedi olduğunu görürsünüz. Nede de olsa boşuna dememişler Allah evlat acısını düşmanıma göstermesin diye. Phanes, bu acıyı olabilecek en kötü şekilde yaşamış talihsiz bir Bodrumlu, yani Halikarnassos’ludur.

M.Ö. 579-526 Yılları arasında hüküm sürmüş olan Mısır Kralı Amasis, Kral Apries’ten sonra tahta çıkmıştı. Bir müddet sonra, Pers Kralı Kyros oğlu Kambys, gözlerinden rahatsızlanmış ve Mısır Kralı’ndan kendisine iyi bir göz doktoru göndermesini istemişti. Amasis de Mısırlı bir göz doktorunu, karısı ve çocuklarından ayırarak Pers ülkesine göndermiş,  doktorun kendisine içten içe kin beslemesine sebep olmuştu. Mısırlı Doktor, Pers Kralını tedavi edip onunla dostluğunu ilerletince, kendi ülkesinin kralından öcünü almak için bir plan yapmıştı. Kambys’e, Mısır Kralının kızını kendisine eş olarak seçmesini öğütledi. Kambys, kızı istemesi için Mısır’a bir çavuş gönderdi. Amasis, kralın, kızını kendisine eş olarak değil de odalık olarak alacağını biliyordu. Bu aşağılayıcı bir durumdu ama yapabileceği bir şey de görünmüyordu. Derken, aklına bir fikir geldi. Kendisinden önceki Kral Apries’in ailesinden geriye sadece  bir  kızı kalmıştı.  Nitetis isimli bu güzel, alımlı ve gösterişli kızı, kendi kızı diye Perslere gönderdi.

Günlerden bir gün, Kambys, Nitetis’e, babasının ismini ekleyerek seslendi. Bunun üzerine kız dönerek, “Kral dedi, Amasis’in seni kandırdığını anlamıyormusun? Beni süsleyip püsleyip, sana kendi kızı diye gönderdi. Ama ben, gerçekte onun efendisi olan ve başına geçtiği Mısırlılara öldürttüğü Apries’in kızıyım.”

Bunu duyan Pers Kralı Kambys, fena halde öfkelendi. Mısır üzerine sefer başlattı.

Halikarnassos’lu Phanes

O sırada, Halikarnassos’lu olan Phanes isimli bir kumandan, Mısır Kralı Amasis’in yabancı askerler birliğindeydi. İyi bir danışmandı, aynı zamanda iyi bir askerdi de. Ama, Kral Amasis’ten pek de hoşnut değildi. Bir gün gizlice, bir gemiyle  Mısır’dan kaçtı. Amacı, Pers ordusuna katılmaktı. Fakat şansı yaver gitmedi. Amasis, peşine adamlar göndermiş ve yakalanmasını istemişti. Çünkü, Mısır hakkında çok şey biliyordu, üstelik adamları arasında da seviliyor ve sözünü dinletiyordu. Amasis, çok güvendiği bir hadım ağasını bir savaş kadırgasına bindirip peşine gönderdi. Phanes, Lykia’da, hadım ağası tarafından yakalandı. Ama, Mısır’a geri götürülemedi. Çünkü, bu kurnaz adam, gardiyanları sarhoş ederek kaçıp, Perslere sığınmayı başardı.

Bu arada  Pers Kralı Kambys de, Mısır Seferi sırasında çölü nasıl aşacağını düşünüyordu. Bu can sıkıntısı durum, Halikarnassos’lu Phanes tarafından halledildi. Phanes, Krala, Arabistan Kralına birisini göndererek, çölü güvenlik içinde geçmek için izin istemesini öğütledi. Ve konu hakkında çok geniş bilgiler verdi.

Persler, Phanes’in gösterdiği yolu izleyip çölü aştılar. O sırada, Mısır Kralı Amasis ölmüştü. Pers ve Mısır orduları karşı karşıya geldiler. Ve Halikarnassos’lu adamın trajedisi başladı. Pers ordusundaki ücretli askerler (Herodotos bu askerlerin Karialı ve Yunanlı olduklarını da özellikle belirtiyor), Phanes’e kızgındılar. Mısır topraklarına yabancı bir ordunun gelmesine  Phanes’in sebep olduğunu düşünüyorlardı. Bundan dolayı ondan öç almak için  zalimane bir yol izlediler.

Phanes, Mısır’dan kaçarken ailesini geride bırakmıştı.  Pers ordusunun Karia ve Yunanlı ücretli askerleri, Phanes’in Mısır’da kalan  çocuklarını savaş meydanına getirdiler.  Henüz iki ordu birbirine saldırmadan önce, çocukları birer birer, boyunları   bir kraterosun ağzına gelecek şekilde yerleştirip, boğazlarını kestiler.  Kraterosun içine akan çocukların kanlarını suyla karıştırıp içtiler. Bütün bu vahşet, Phanes’in gözleri önünde gerçekleştirildi.

M.Ö.Beş yüzlü yıllarda yaşanmış olan bu vahşet, Bodrumlu tarihçi Herodotos tarafından ünlü eserinin üçüncü kitabında anlatılır. Bodrumlular, yaklaşık olarak iki bin beş yüz sene öncesinde yaşanmış bu acımasız öyküyü okuduklarında, eminim  insanlık adına utanır ve üzülürler. Ve geçmişte kalmış bu hüzünlü hikayenin değişik şekillerde tekrarlanması için barışın ne kadar değerli olduğunu düşünürler.

Yazı : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz