İznik (Nicaea) Ruhani Ve Siyasi Bir Başkent

M.Ö.316 yıllarında kurulan kente önceleri Helikore, Antigoneia, Nicaea ve en son İznik denildi. Roma ve Bizans için önemli bir kentti. Selçuklu ve Osmanlı’ya da başkent olmuştu. İznik, Hristiyanlığın I. ve VII. konsüllerine e sahipliği yapmıştı. Ruhani ve siyasi açıdan çok önemli bir kentti. M.Ö. 316 yılında kuruldu. Kurucusu, Büyük İskender’in komutanlarından Antigonos’tu. Kurucunun adından dolayı Antigoneia olarak adlandırıldı. Fakat şehrin banisi, Lysimakhos’la yaptığı krallar savaşında yenilip öldürülünce, bu defa Lysimakhos’un eşi Nike’ye atfedilerek Nicaea denilmeye başlandı. Türklerin fethiyle de Yiznik olarak söylenip İznik şekline dönüştü. Kent adını aldığı şirin bir gölün kenarında kurulu.Olabildiğince yeşil bir kasaba. Samanlı ve Aldan dağlarıyla çevrili. Ünlü Sansarak Kanyonu da İzniğ’in hemen yakınında. İstanbul’a hem fiziki olarak çok yakın, hem geçmişte yaşadığı pek çok olayda bu şehrin ayrılmaz bir parçası olmuş. 364 Yılında da “metropolis” ünvanı almış. Yaklaşık 2300 yıllık bir kent İznik.

Atatürk şehri ziyaretinde “asıl İzniğ’i göremezsiniz çünkü o toprağın altındadır “ demiş. Sayısız fetihler yaşamış. Farklı imparatorlukların merkezi olmuş. 1700 sene öncesinde dünyanın en büyük organizasyonuna ev sahipliği yapmış. Ve bu organzizasyonda alınan kararların Ortodoks dinindeki uygulaması günümüze değin sürmüştür. Büyük Kontantinius İstanbul’u Nea Roma olarak düzenlemeye başlamadan önce Ortodoks din adamları arasında giderek büyüyen “Kutsal bilgelik” ihtilafının çözümü için harekete geçti. Bir konsülün toplanıp konuyu tartışmasını istedi. Toplantı İznik’teki Senato Sarayında yapılacaktı. İznik, batıdan da gelecek misafirler açısından bütün yolların kavşağındaydı, ılıman bir iklime sahipti ve 301 yılından bu yana İmparatorluk başkenti İzmit olduğundan, İznik yakın bir mesafedeydi. Dolayısıyla binlerce yıl öncesinde gerçekleştirilen bu büyük organizasyon için İznik çok uygun bir adresti. Davet bizzat Konstantinius tarafından, Bizans’ın o gün için harika sayılabilecek posta teşkilatıyla yapılıyordu. Davetli Piskoposlar Roma’lı senatörlerin seyahat imtiyazlarından yaralanacaklardı.

Tarihçiler farklı rakamlar verseler de tahminen 300 civarında katılımcıyla gerçekleşti konsül. Eski imparator Likinius’un Sarayında yapıldı. Konstantinius, harika bir ev sahibiydi. Piskoposları selamlamış ama oturmak için onların iznini beklemişti. I.İznik Konsül kararları Hristiyan aleminde yaşanmış en önemli olayların başında gelmektedir. Kutsal Bilgelik (Hagia Sophia) kararı alınmıştır ve Ortodoksluk bu kararı günümüze kadar uygulamıştır. Fakat bu önemli kararların çıktığı konsülün yapıldığı Büyük Saray hiçbir zaman bulunamamıştır. İznik gölünün suları altında kaldığını söyleyen tarihçilerin yanında, sarayın İstanbul Kapıya yakın bir yerde, surların içinde olması gerektiğini Tarihten_Iznik_2söyleyen tarihçiler de vardır. 787 yılında II.İznik konsülü (VII.konsül) toplandı ve yine bu gün de uygulamada olan İkonolast kararlar alındı. II. İznik Konsili hala ayakta duran Ayasofya’da yapıldı. Ayasofya’nın, IV. ve VII.yy.’lar arasında inşa edildiği sanılıyor. İzniğ’in merkezinde. Yer mozaiklerinden günümüze ulaşabilmiş olan kısmı koruma altına alınmış, güzelliğiyle Ayasofya’nın görkemini gözler önüne seriyor.

1331 yılında Orhan Bey İznik’i fethedip Osmanlı topraklarına katınca Ayasofya’yı camiye çevirmişti. Kanuni Sultan Süleyman devrinde de Mimar Sinan tarafından bu gün yarısı mevcut bulunan minare eklenmişti. İznik Grek şehirleri özelliğinde inşa edilmişti. Sekizgen bir kentti. Kapılar bir haç oluşturacak şekilde konumlandırılmışlardı. 1075 yılında Süleyman Şah tarafından fethedilen İznik, Selçuklu başkenti olmuştu. 1097 yılında yeniden Haçlı ordusuna, 1331’de de Osmanlı’lara geçti. Her uygarlık, şehri yeniden imar ediyordu. Bereketli topraklara sahipti. Vazgeçilemeyen bir kentti ama bazı devirlerde göl suyunun azalmasıyla oluşan bataklıkların, kentin başına bela olduğunu görüyoruz. Yazılı kaynaklarda sık olarak bataklıkta oluşan pis kokular, uzun süren sıtma hastalığı, kuyu sularıyla gelen toplu ölümlere rastlanıyor.

Fakat gerçek o ki İznik her dönemde ve her uygarlık için çok önemli bir kent olmuş. Sahip olduğu tarihi ve kültürel değerler ile coğrafi konumu ve kendisine özgü ayrıcalıklar İznik’i bu gün olduğundan daha değerli kılıyordu. Bırakalım Atatürk’ün seneler öncesinde bahsettiği yerin altındaki İznik’i, görünür durumdaki mevcut İznik’e baktığımızda da hak ettiği yerde olmadığını görüyoruz. Mesela 16. ve 17.yy da güzelliği doruk noktasına ulaşan İznik Çinisi gibi bir ürüne ne kadar sahip çıkılmıştır? İmparatorluklar merkezi İznik bu yönüyle ne kadar korunabilmiştir? Kutsallık anlamında dünyadaki yeri nedir? Doğrusu iyi bir cevabı yoktur bu soruların.

Böylesine zengin bir kent daha iyi korunarak ileriye taşınabilmeliydi.. Gezerken görkemiyle insanı heyecanlandıran kapılarının, su kemerlerinin, yedi yüz yıllık imaretinin, şimdi açığa çıkartılan arkeolojik caddesinin paha biçilemez bir değerde oldukları ve ancak yaşadıkları müddetçe bu değeri koruyabilecekleri kaç İznik’li tarafından biliniyor? Bunları şunun için söylüyorum. Bunca zengin bir geçmişe ve görünüme sahip İznik niçin dünyanın önde gelen turizm merkezleri arasında değildir? Niçin İznik sokaklarında yüzlerce turist gezinmiyor? Yılın on iki ayında, her kültürden, her dinden insanlar kendilerine sunulacak görsellikleri neden göz ardı etmişler?

İznik, öncelikle orda yaşayan her ferdine uzun uzun anlatılmalı. Nasıl bir zenginlik içinde olduklarının çok açık gösterilmesi gerekiyor diye düşünüyorum. Hemen her abidevi yapıyı başını sokabileceği bir ev olarak görme düşüncesi veya bir ateş tuğlası yerine parlak bir yapı elementi kullanmanın yanlışlığı, emitasyon bir İznik’in hiçbir değer taşıyamıyacağı, orijinalin korunarak iyi bir yaşam standardı yakalanabileceğini her kesin idrak etmesi gerekmektedir. Klasiktir, hep söylenir, kültür ve inanç turizmi, turizm pastasındaki en küçük dilimdir diye. Dünyada kaç şehir vardır İznik’in özelliklerine sahip olan? O küçük dilim İznik’e uyarlandığında gerçekten azımsanacak bir şey midir? Tarihsel hikayesi çok zengin ve şaşırtıcı İznik’in. Çok da yakınınızda. Biz gittiğimizde, onları hummalı bir çalışma içinde bulduk. Toprağın altındaki İznik’ten, bir ana caddenin küçük bir kısmını gün ışığına çıkartmaya çalışıyorlardı. Büyük bir şaşkınlık geçirdik. I.Murat Hamamının önündeki antik caddenin görkemine sevinelim mi üzülelim mi bilemedik. Böyle bir tarih senelerdir toprağın altındaymış, aslında bu durumda korunmuş olduğunu düşünüp seviniyoruz. Ama bu değerler bilinçli bir şekilde çıkartılıp, korunsaydı ve dünyaya sunulsaydı ekonomik olarak İznik acaba bu yerde mi olurdu diye düşündüğümüzde de üzülüyoruz tabi.

İznikDiliyoruz ki İznik bizi böyle şaşırtmaya devam etsin, toprağın altındakilerini çıkartsın, üstündekilere sahip çıksın. Kapıların bulunduğu caddelere asfalt dökülmesin, tiyatronun mahzenleri evsizlere mekan olmaktan kurtarılıp, her dilden dinletileri her milletten sanat severlerle buluştursun. İznik bir dünya kenti olsun. Bunun için sadece geçmişine iyi bakmak her taşını, her karış toprağını bir dünya kenti olarak düşünmek yeterlidir. Bunu başardığında kazanan hem İznik, hem Türk ekonomisi olacaktır. Turizmin başarısı için İznik iyi hem de çok iyi bir üründür.

Nasıl Gidilir :
Bursa ve Yalova otobüs terminalinden her saat başı minibüsler kalkıyor. İki yere de bir saatlik mesafede İznik. İstanbul’dan sadece Metro otobüs firması her gün saat 16.00’da İznik’in içine bir sefer yapıyor. Özel araçla gidildiğinde, Gemlikten, İznik sapağına girilince 46 km.lik bir mesafede.

Nereleri Gezilir :
Önce Abdülvahap Tepesine çıkıp, İznik’i kuşbakışı görmenizi öneririz. Oradan programınızı daha rahat yapabilirsiniz. Ayrıca tepeye çıkarken bozulmamış bir yeşillik içinden gideceksiniz. Yolun büyük kısmında antik su bentleri size eşlik edecek. Dönerken Sarıca Paşanın makam türbesini, karşısında da Çandarlı Halil Paşa türbesini ziyaret edebilirsiniz. Çandarlı ailesi İznik için özel bir önem arz ediyor.Bir çok yerde bu isme rastlayacaksınız. Bol sayıda türbeleri var. İstanbul Kapı, Lefke Kapı ve Yenişehir Kapılarını görünüz. Orhan Gazi Lefke kapısından girerken, Bizans Soyluları İstanbul Kapısından kaçmışlardı. Bütün kapılar iç içe üçer adet kapıdan oluşmaktadır. İznik hemen her dönemde muhasara altına giriyordu. Abdülvahap tepesine çıkarken gördüğünüz bentlerle şehre su alınıyordu. Bu kapılar arasındaki alanlara da tahıl ekiliyor ve şehir muhasara altında iken bile uzun süreli olarak su ve tahıl ihtiyacını giderebiliyordu. Göl kapı günümüze kadar gelememiştir.

Antik Tiyatro :
Efes’ten sonraki en büyük Antik tiyatrodur. On iki bin kişiliktir. 111/112 yıllarında Vali Plinilus’un çabalarıyla yapılmıştır. XIII.yüzyılda toplu mezarlığa dönüştürülmüştür. Daha sonraki yıllarda yapılan kazılarda, tiyatronun içinde bir çok seramik ve çini fırınları ortaya çıkmıştır. Mükemmel planlı bir tiyatrodur. Günümüze ulaşabilmiş taş süslemeleri görülmeye değerdir. Ağır ilerleyen bir kazı çalışması başlatılmış.

4970 metre uzunluğunda ve çokgen kenarlıdırlar. Kısım kısım yıkılmış olsalar da İznik’te hala görkemli bir görünüş kaydetmektedirler. Türkiye’de İstanbul (tarihi yarımada ve Galata), Diyarbakır ve İznik sur içine alınmış şehirlerdir. İznik surlarının inşasına Helenistik dönemde başlanmıştır. Roma ve Bizans dönemlerinde de inşa ve onarımlara devam edilmiştir. Dört önemli kapının yerleşiminde şehre hakim bir haç oluşturulmak istenmiştir. Kapılar görkemlerini hala korumaktadırlar. Askeri amaçlı yapılmışlardır. Yani bir kapı sonrasında avlu, tekrar bir kapı tekrar avlu şeklinde üçer kapı vardır her tarafta. Tabii surların aralarında muhtelif tali girişler de yapılmıştır. İstanbul kapı üzerlerinde görülen masklar antik tiyatrodan getirilip konmuşlardır. Fakat bir şekilde konuldukları yerden kaldırılan Medusa başları (aslında medusa başı değil gülen ve ağlayan masklardır, komediyi ve dramı temsil etmektedirler) yeniden konarken de yerleri değiştirilerek yerleştirilmişlerdir.

Çinicilik, Camiler, Kiliseler, Medreseler, Ayazmalar ve Hamamlar:
İznik hem Selçuklu’ların hem Osmanlı’ların başkentidir. Bizans ve Roma İmparatorluğunun merkezidir. Her uygarlıktan değişik eserler kalmıştır. Çini Osmanlılara özgüdür, XV, XVI ve XVII.yy’larda İznik Çiniciliği doruk noktalara ulaşmıştır. Çamurundaki quartz oranı fazladır. Ama İznik çinisi renk ve desenleriyle bilhassa mercan kırmızısıyla önem arz eder. Bu renk İznik’e özgüdür ama onu yaratan ustaların ölmesiyle yok olmuştur. Zamanla yok olmaya yüz tutmuş İznik çinilerine ihtiyaç duyulduğunda yıkılmakta olan bir eserden çıkartılıp yapılmakta olan bir başka eserde kullanıldıkları olmuştur. Nadide İznik çinilerinin bir diğer özelliği de ince oluşlarındadır. Dünyanın bir çok yerinde kullanılmış İznik çinilerinin olduğu eserlere gerçek bir sanat şaheseri gözüyle bakılmaktadır. İznik’te son zamanlarda yapılan kazılarda çok sayıda çini fırını da gün yüzüne çıkarılmıştır. Hacı Zeynel (Hacı Özbek) Camii, Osmanlı’ların yaptığı ilk camidir. Lefke Kapısına giden caddenin kuzeyindedir. Bu Camideki, günümüze ulaşabilmiş en eski Osmanlı Kitabesi, yol genişletme çalışmaları sebebiyle yerinden alınarak son cemaat yeriyle birlikte caminin başka tarafına konmuştur.

Mahmut Çelebi Camii, Ayasofya’nın güneyindedir. II.Murat’ın veziri İbrahim Paşa’nın oğlu Mahmut Çelebi tarafından yaptırılmıştır.(1443) Osmanlı İmparatorluğunda önemli bir yeri olan Medrese ilk defa İznik’te yapılmıştır. Süleyman Paşa Medresesi Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa adına yapılmıştır. Ufak tefek değişikliklere uğramış olarak günümüze kadar gelebilmiştir. Bu gün de Medrese ruhuna uygun bir işlev görmektedir. Bir avlu etrafında iki büyük (yatakhane ve yemekhane) ve sınıf olarak kullanılan küçük odacıklardan oluşur. Medresenin kapıları bir insanın girerken eğilmesini gerektirecek kadar alçaktır. Öğrencilerin sınıfa girerken eğilmelerini isteyen mimar Mehmet Ağa burada öğretmene karşı duyulan saygıyı betimlemek istemiştir.Nilüfer Hatun İmareti günümüze kadar gelebilmiş en güzel eserlerdendir ve İznik yöresindeki zengin objelerin bir arada sunulduğu Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılmaktadır.

Çandarlı Halil Hayrettin Paşa devrinde başlanıp oğlu Ali Paşa tarafından tamamlanan Yeşil Cami, minaresinde ki eşsiz İznik Çinilerinin yanı sıra kitabeleri, mermer ve demir işlemeleriyle de göz kamaştırmaktadır. Mimarı, Hacı Musa’dır.On dört yılda bitirilmiştir. Abdülvahap Tepeye çıkarken kenarda kırık dökük haliyle hüzünlü ama görkemli bir duruş sergileyen Berberkaya Lahtini mutlaka görünüz. Etnoğrafya Müzesindeki muhteşem lahitler, İznik Çinicilik örnekleri, mezar taşları görülmeye değer olanlar arasında geliyor. Böcek Ayazması, Ayatrifon Kilisesi, Koimesis Kilisesi, Hagios Tryphonos Kiliseleri önemli ama yıkık veya günümüze çok az kalıntılarla gelebilmişerdir. Rüstem Paşa Hanından sadece duvar kalıntıları vardır. İsmail Bey Hamamı çok iyi bir şekilde günümüze kadar gelebilmiştir. Hacı Hamza Hamamı II.Murat , Meydan Hamamı da I.Murat hamamı olarak geçmektedirler. Eski Roma yolu üzerinde bulunan ve bu gün bağlar arasında kalan Beştaş (Obelisk) anıtı 12 metre yüksekliğindedir. Philiscus’a aittir. En tepede, altıncı taşın üzerinde, bir kartal ve zafer tanrıçası Nike’nin bir heykelinin bulunduğu sanılmaktadır.

Ne alınır :
İznik çiniciliği hediyelik anlamda yeniden hayata geçirilmiş. Bir çok yerde değişik objelere uyarlanmış İznik Çiniciliği örnekleri göreceksiniz. Her keseye uygun, her kese alınabilecek türden çini hediyelikler var İznik’te. Olabildiğince öze uygun üretim yapılmaya çalışılıyor. Kullanılan boyalar dışarıdan ithal edilmiş olsa da yine yüksek ısılardaki fırınlarda son renklerini kazanıyorlar, çamurlarındaki quartz fazla tutularak kaliteli olmaları amaçlanıyor, tabii tek tek elde işleniyorlar.İznik hala tarım yapılan yerlerin başında geliyor. Eğer gittiğinizde pazar varsa mutlaka uğrayıp İstanbul’a çok yakın mesafede bulunan bu şirin ilçenin sebze ve meyvelerinden alınız. Tabii zeytin’in de memleketi İznik. Hani zeytin ağacı çok uzun ömürlüdür bin sene yaşar derler ya giderken öyle yaşlı ağaçlar göreceksiniz ki hala meyve veriyorlar gerçekten uzun ömürlü olduğunu anlayacaksınız. Ve İznik ‘in ne kadar eski bir yerleşim birimi olduğunu da anlayacaksınız bu yaşlı ama hala ürün veren ağaçlarla. Yani, İznik’ten zeytin ve zeytin yağı da alabilirsiniz.

Ne yenir :
Bir göl kasabası İznik. Balık çorbası yapıyorlar, sazan balığı çorbası.Kerevit hem salatada hem güveçte var. Zeytinyağı ve güzel sebzelerle yapılmış yemekler, salatalar, şiş veya buğulama alabilirsiniz. Küçük esnaf lokantaları var. Kebaplarda, lezzetli etler ve gerçek tereyağı kullanıyorlar, büyük şehirlerde göremiyeceğiniz artık yok olmaya yüz tutmuş bu küçük esnaf lokantaları.

Yazı ve Fotoğraf : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz