Suriyeli Kadınların Adonis Bahçeleri

Mitolojik bir karakter olan Adonis, Suriye topraklarında oldukça fazla kabul görmüş ve Adonis Bahçeleri’nde  kadınlar tarafından tapınılmıştır. Antik çağ şairi Ovidius, İmparator Avgustus devrinde yazdığı  Metamorphoses (Dönüşümler) adlı eserinin X.kitabında  bu miti anlatır ve ensest ilişkiye insanlar ve hayvanlar üzerinden  değinir. Hatta, Suriye Kralı Thesias’ın doğuşuna ve gençliğine kadar gider. Bu mit, Suriye’de  özellikle  ilgi görmüştür. Suriyeli kadınlar her ilkbaharda, bahçelerine, saksılarına, vazolara yahut sandıklara çiçekler ekerler ve onları çabuk büyümeleri için sıcak suyla sularlardı. Adonis’in Bahçeleri olarak isimlendirilen bu çiçekler gerçekten çabucak büyürlerdi. Fakat toprağın üstüne çıktıklarında da sıcak sudan dolayı kısa bir süre içinde sararak ölürlerdi. Kadınlar, ektikleri çiçekleri, güzelliklerinden ve kısa ömürlerinden dolayı Adonis’le eşleştirir, ölümlerine ağıtlar yakar ve bu mitolojik ritüeli her yıl tekrarlarlardı.

Mürrüsafi Ağacı
İlkçağlardan bu yana tedavi amacıyla kullanılan bu ağacın reçinelerinden elde edilen yağ günümüzde de çok değerlidir. Mürsafi, mürrisafi, mirra, mür olarak da söyleniyor. Özellikle Doğu Afrika ile Somali’de bulunan mürrüsafinin, kalın, çarpık gövdesi 5 m. kadar boylanabiliyor. Eski çağlarda mürrüsafiye çok değer veriliyor ve  yaygın olarak kullanılıyordu. Günümüzde de eczacılık  sektöründe önemli bir hammaddedir. Kutsal mesh yağı yapımında da kullanılan mürrüsafi, Hz.İsa ile ilgili olarak yazılan kutsal kitaplarda üç ayrı yerde geçmiştir. Matta İncili’nde 2:11’de;  Çocukken ona hediye olarak getirildi, Markos İncili’nde, 15:23’te;İşkence direğinde ona şarapla birlikte ağrı kesici olarak verilmek istendi, Yuhanna İncili’nde de 19:30’da; Öldükten sonra  mezara koyulması için bedeninin hazırlanmasında bir bağ mürrsafi ve sarısabır getirildi denilmektedir.

Mitolojik Adonis
Suriye Kralı (bazan Kıbrıs Kralı olarak da geçer) Thesias’ın  Myrrha adlı bir kızı vardı. Kız, Smyrnai olarak da çağrılıyordu. Kızın annesi KiTarihten_adonis2nyras, kızının Afrodit’ten daha güzel olduğunu söyleyerek tanrıçayı kızdırmıştı. Ayrıca, Afrodit, burada kendisine yeterince tapınılmadığını da düşünmekteydi. Kızgınlığı artınca, ceza için kadının kızı Myrrha’yı kullanmaya karar verdi.Ve, kızın yüreğine öyle bir aşk yerleştirdi ki, Myrrha, öz babasına karşı önlenemez bir cinsel istek duymaya başladı. Bunun imkansız olduğunu bildiği için de intihar kararı alıp, uygulamaya geçti. Tam kendisini asacaktı ki, dadısı odaya girip, kızı vazgeçirdi ve babasıyla birlikte olmasını sağlayacağı sözü verdi.

O sırada, Tanrıça Demeter onuruna düzenlenen  Thesmophoria Şenlikleri yapılacaktı. Bu kutlamalara sadece evli kadınlar katılmaktaydı. Şenlik süresince kocalarıyla birlikte olmaları da yasaklanmıştı. Dadı, krala giderek,  eşinin şenliğe katılması süresince ona bir kız bulduğunu söylemiş, Thesias de kabul etmişti. Myrrha, babasıyla birlikte olacak ama yüzünü görmesini engelleyecekti. On ikinci gecede, kral, birlikte olduğu kızın kendi öz kızı olduğunu anladı. Çok sinirlendi, bu durumdan iğrendi ve kızını öldürmeye karar verdi. Fakat ölümsüz tanrılar kıza acıdıklarından  onu bir mürrüsafi ağacına dönüştürdüler. Ağacın kabuk bağlayan gövdesinde dokuz ay sonra çatlaklar oluştu ve arasından dünyanın en yakışıklı delikanlılarından biri olacak olan Adonis dünyaya geldi.

Afrodit Adonis’i görür görmez aşık oldu. Büyütmesi için de Adonis’i Persephone’ye götürdü. Ama Persephone de çocuğa büyük bir aşkla bağlanıp,  Afrodit’e geri vermek istemeyince, aralarında kavga çıktı. Bunun üzerine Zeus devreye girip,  Adonis’in, yılın dört ayını  Afrodit’le, dört ayını da yerin altında Persephone ile geçirmesini diğer dört ayı da istediği gibi yaşamasına karar verdi. Fakat Adonis yılın sekiz ayını Afrodit ile geçiriyordu. O, yer altına indiğinde yaz biter, kış başlar; yeryüzüne çıktığında toprakların bereketi tekrar gelir ve ilkbahar olurdu. Afrodit’in yasak aşk yaşadığı, dört çocuğunun babası aynı zamanda da  kardeş oldukları Savaş Tanrısı Ares, Adonis’i kıskanıyordu. Adonis, Ares’in domuzu tarafından ağır şekilde yaralandı. Kan kaybetmeye başladığında, kanının her damlası ayrı bir dağ lalesine dönüşüyordu. Durumu öğrenen Afrodit’de gözyaşları içinde ona koştukça ayakları kan içinde kalıyor,  elinde bulunan ve kendisine adanmış olan beyaz gülü, tanrıçanın kanıyla kırmızı renge dönüşüyordu.

Çiçeklerin ve doğanın yeşermesinin sembolü sayılan yakışıklı delikanlı Adonis, o güne kadar sadece beyaz olan gülün kırmızı güle dönüşmesinin  ve Anemon yani  dağ lalesinin yaratıcısı oldu. Afrodit onun ölümüne çok üzülünce, tanrılar Adonis’i yeniden diriltirler. Dirilmesiyle, hava ısınır,  çiçekler açar. Bu nedenle, Adonis çiçeklerin ve baharın temsilcisiydi. Afrodit, onun  ölüm tarihinin her yıl kutlanmasını istedi. Günümüzün perişan Suriye’sinin kadınları, antik çağda her yıl Adonis’i andılar, onun ölümüne, ölen çiçekleri üzerinden yöresel ağıtlar yaktılar.

Yazı : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Tarihten_adonis_3_anemon

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz