İstanbul Arkeoloji Müzeleri nde Yeni Dönem

1993 Yılı Avrupa Konseyi Müze Ödülü sahibi olan İstanbul Arkeoloji Müzelerinde yeni bir dönem başlıyor. Önemli adımların atıldığı bu yeni projeyi, editörümüz Bilsen Gürer, Müze koordinatörü Köyüm Özyüksel ile konuştu.

B.G. – Çok gençsiniz ama çok da önemli bir projenin başındasınız. Öncelikle, sizi biraz tanıyalım mı?

K.Ö. – 1975 Eskişehir doğumluyum. Eskişehir Anadolu Lisesi’nden sonra Boğaziçi Üniversitesi Felsefe bölümünden mezun oldum. Şu anda, Bilgi Üniversitesi Kültür Yönetimi bölümünde yüksek lisans yapıyorum. 10 sene önce organizasyon destek şirketi olan Bravo Organizasyon Ltd’i kurdum. Genç yaşta kendi işimi yapmak bana önemli bir tecrübe kazandırdı. Her şeyi sıfırdan öğrendim ve geliştirdim. Kendi işimi yaparak başarılı oldum, ama Türkiye yararına çalışmak her zaman en büyük hedefim oldu. Sanata olan sevgim ve ilgimi de eklersek İstanbul Arkeoloji Müzeleri Gelişim Projesi’nde görev almak benim için çok büyük bir mutluluktur.

B.G. – Projeyi genel hatlarıyla biraz anlatır mısınız ?İstanbul Arkeoloji

K.Ö. – Projemizin tam adı “Türsab İstanbul Arkeoloji Müzeleri Gelişim Projesi”. 12 Şubat 2009 tarihinde Bakanlığımız ve Birliğimiz arasında imzalanmış olan “İstanbul Arkeoloji Müzesi Destekçilik, Hizmet ve İşbirliği Sözleşme”sine dayanıyor. Bu protokol müzenin temel ihtiyaçlarına çözümler yaratmayı ve Osmanlı İmparatorluğu’ndan Türkiye Cumhuriyeti’ne miras kalmış olan bu önemli kültür varlığının hem yerli hem yabancı ziyaretçiler tarafından bilinmesini sağlamayı hedefliyor. Bu çerçevede İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Türkiye ve dünyada tanınması ve ziyaret edilmesi için öncelikle bir kurumsal kimlik çalışması yaptık. İnternet sitesi çalışmaları yapıldı, onaylanmasının ardından www.istanbularkeoloji.gov.tr adresinden siteye ulaşılacak. Ziyaretçi hizmetlerinin göz önünde tutulduğu eğitimli bir kadro oluşturduk. Ayrıca yeme içme alanı, hediyelik eşya ve kitap dükkânı ile vestiyerin yenilenmesi hemen hemen tamamlandı. Ocak 2010 tarihinde müze içerisinde yer alan kafe ve müze dükkanı faaliyete geçecek. Bu alanlardan elde edilecek gelirin tamamı müze için harcanacak. Müzenin bakım ve onarım ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra, yeni bir yüze ve çağdaş sergileme alanlarına kavuşması için genel planlamalar ve projelendirmeler konusunda uzman mimarlar tarafından ele alınıyor. Bahsi geçen projelendirmeler ile ilgili felsefi altyapı ise Türsab İstanbul Arkeoloji Müzeleri Gelişim Projesi için bir araya gelmiş bulunan Danışma Kurulu Üyelerimiz tarafından belirleniyor. Bilimsel danışma kurulunda Prof. Dr. Metin Sözen, Prof. Dr. Refik Duru, Prof. Dr. Haluk Abbasoğlu, Sabancı Müzesi Müdürü Dr. Nazan Ölçer ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri eski Turizm_Istanbul_Arkeoloji_Yeni_Donem_6Müdürü Dr. İsmail Karamut değerli görüşleri ile projemize destek oluyorlar.

B.G. – Arkeoloji Müzesi yabancılar kadar özellikle Güzel Sanatlar, tarih veya sosyal bilimler okuyan diğer öğrenci grupları için de önemli. Halkın da buraya rağbet etmesini amaçlıyorsunuz. Burada sunulacak olan hizmet bedeli, bu kesimler için uygun olacak mı?

K.Ö. -Sizin de söylediğiniz gibi Arkeoloji Müzesi Türkiye’nin en köklü kurumlarından biri ve kendine has bir ziyaretçi kitlesine sahip. Biz projemizi anlatırken daha farklı kesimleri de müzeye çekmeyi, özellikle Tarihi Yarımada’nın tam kalbinde yer alan bu kültür mirasını tanımayanları müzeye çağırmayı hedeflediğimizden bahsettik. Fakat bu farklılaşmayı yaratırken hiçbir zaman müzenin şu andaki dostlarını göz ardı etmiyoruz. Yeni faaliyetleri planlarken bu konuya hassasiyet gösteriyoruz. Sunulacak olan hizmetler tamamen müzeye yakışır ama onu ziyaretçisinden koparmayacak şekilde planlanıyor. Buradaki en öncelikli amacımız daha fazla insanın bu müze ile gönül bağı kurması ve burayı her zaman gelinecek bir mekan olarak algılamaları.

B.G.- Son zamanlarda “büyük projeler” olarak sunulan çalışmalar ne yazık ki tarihi dokuya çok da uymayan hatta genelde dokuyu zedeleyen, bulunduğu tarihi bölgeyi deyim yerindeyse soysuzlaştıran bir şekle dönüştürülerek uygulanıyor. Sizin, Arkeolojinin bahçesindeki çalışmanız nasıl olacak?

İstanbul ArkeolojiK.Ö. – Bu proje için bir araya gelmiş olan değerli danışma kurulu üyelerimizin sık sık tekrarladığı bir felsefemiz var: bir örnek proje olmak ve bu modelin diğer kamu kültür kurumları için de bir yol olabileceğini doğrulamak. Bu çerçevede attığımız her adımı titizlikle planlıyor ve paylaşıyoruz. Konusunda uzman mimarlar ile çalışmamızın yanı sıra onlara planlama ile ilgili fikir verebilecek danışma kurulumuzun görüşlerini el üstünde tutuyoruz. Taslak tüm projelerimizi Müze İdaresi ve Bakanlık ile paylaşarak onların uygun görüşlerini alıyoruz. Zaten müze tescilli bir tarihi yapı, bu durumda tüm bu onaylardan geçip herkesin içine sinen sonuçlara ulaşılmasının ardından projelerimizi Koruma Kurulu’na sunacağız.

B.G. – Son olarak konuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

B.G. – Ben bu projeye böylesine destek veren, tüm hayat tecrübesi ve bitmeyen enerjisi ile her zaman bizim yanımızda olan TÜRSAB Başkanı Sayın Başaran Ulusoy’a teşekkür etmek istiyorum. Bu projenin hayata geçmesinde T.C. Kültür Ve Turizm Bakanımız Sayın Ertuğrul Günay ve son derece başarılı ekibi, İstanbul ArkeolojiSayın Başkanımız Başaran Ulusoy’un vizyonları çok önemli bir rol oynadı. Biz de ekip olarak, kendilerinin enerjilerini paylaşıyor ve tüm motivasyonumuzla çalışmaya devam ediyoruz.

Köyüm Özyüksel’in ana hatlarını, etraflıca anlatığı yeni projenin uygulanacağı İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi, Çinili Saray Müzesi ve Arkeoloji Müzesinden oluşuyor. Bir milyona yakın eser ve yaklaşık olarak seksen bine yakın konuyla ilgili kitap ve derginin bulunduğu bir kütüphane de içeren müze, salonlarında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki çok büyük bir coğrafyadan toplanan zengin öğeleri sergiliyor. Bu coğrafya o zaman Balkanlar’dan Afrika’ya uzanıyordu. Anadolu haricinde Arapyarım adası ve Afganistan da bu sınırların içindeydi. Dünyanın en eski uygarlıkları bu coğrafyadan geçmiş, derin izler, muhteşem eserler bırakmışlardı. Batı, bu zenginliğin farkındaydı. Bir çok yerde kazılar hep batılılıların çalışmalarıydı. Taaki Osman Hamdi Bey’e kadar. Yüzünü çağdaşlığa dönmüş bu muhteşem aydın arkeolog tek başına çarpışan bir cengaverdi. İmparatorluğun ilk kazıları onun tarafından Ayvalık ve Bergama çevrelerinde başlatıldı. Sonra da Nemrut’ta. Sidon’da (Sayda) çıkartılanları duyunca hemen olaya el koydu ve çalışmalara dahil oldu. Buradan çıkartılan şahane lahitleri deniz yoluyla İstanbul’a getirtti ama Çinili Köşk’e sokmanın imkanı yoktu. İskender ve Ağlayan Kadınlar Lahti ile diğerleri için artık bir bina inşa İstanbul Arkeolojietmenin kaçınılmaz olduğunu kabul ettirdi. Bu lahtin alınlığından etkilenip çizim yapan İtalyan mimar Vallury, İstanbul Arkeloji binasının ilk bölümünü (Çinili Köşkün karşısı olan kısım) 1891 yılında inşa etti. Daha sonraları Arkeoloji binası değişik zamanlarda yapılan eklemelerle büyütüldü. Bahçedeki Çinili Köşk, Fatih Sultan Mehmet devrinden kalmış bir eserdi. İstanbul Eski Şark Eserleri binası da yine Osman Hamdi Bey marifetiyle yapımış ve Sanay-i Nefise (Güzel Sanatlar) Mektebi olarak kullanılmaya başlanmıştı.

Anadolu’dan geçen medeniyetlerden izlerin sürülebileceği eserler, bu müzelerde sergilenmeye başladılar. İlgili yasalar bu yürekli aydının ve çevresindeki bir avuç insanın çalışmalarıyla bir bir yürülüğe konuyordu. Sergilenen eser sayısı hızla çoğaldı. Yaşadığımız coğrafyanın bize sunduğu eşsiz şansın yanı sıra geçmişimizde Osman Hamdi Bey gibi bürokratların yaşamış olması da bizler için büyük bir talihti.

Umuyoruz ki TÜRSAB’da, İstanbul Arkeoloji Müzeleri için yeni bir şans olur. Özellikle de İstanbul’da yaşayanlardan başlanarak, öncelikle bu ülkenin vatandaşları bu emsalsiz müzeyi ziyaret dererek geçmişlerindeki paha biçilemez değerlerin farkına varır, geleceklerini korumanın yegane yolunun turizmden geçtiğini net olarak anlarlar.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz