Ağrı

Bir Doğu Anadolu şehri olup, Türkiye’nın çatısı olarak da kabul edilmektedir, çünkü 5137 metre yüksekliğindeki Ağrı Dağı buradadır. Kentin deniz seviyesi yüksekliği 1640 m.’dir. En değerli mekanlar Ağrı Dağı ve İshak Paşa Sarayı olarak bilinmektedir. Ayrıca Trabzon – İran Transit yolu üzerinde bulunmaktadır.

Şehir adını  Ağrı Dağı’ndan almıştır.  Bu ad,  Eski Türkçe’de “yüksek” mânasına gelen ağrı veya ağru kelimesinden gelmektedir.  Ayrıca kelime,  Arapça’da “muhteşem” demek olan ağra ile de ilgilidir. Osmanlı dönemindeki adı, Şorbulak, Ermeniler zamanında Karakilise’dir. Kazım Karabekir zamanında ismi Karaköse olarak düzeltilmiştir.  Batılılar buraya Ararat demektedirler. Nuh Tufanı ile ilgili olarak Tevrat’ta geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresi olduğuna inanılmaktadır.Doğusunda  İran ile  Kars, batıda Erzurum ve Muş, güneyde de Van ve Bitlis ile komşuluk etmektedir.

İlçeler : Diyadin, Doğubayazıd, Eleşkirt, Hamur, Patnos, Taşlıçay, Tutak
Ağrı Tarihi : Ağrı yöresi tarihin en eski devirlerinden başlayarak pek çok kavmin idaresine girmiştir. Hititler, Hurriler, Urartular, Kimmerler, Medler, Persler, Büyük İskender, Ermeniler, Saka Türkleri, Arsaklıkar, Hazreti  Osman zamanında Müslümanlar, Bizans, Sökmenliler, Ani Atabegleri, Cengizliler, İlhanlılar, Celayirliler, Moğollar ve Hakanları Aksak Timur, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve nihayet Yavuz Sultan Selim zamanında da Osmanlılar’ın  eline geçmiştir. 1828, 1855 ve 1877’de Rus işgaline uğramıştır. I. Dünya Savaşında yine Ruslar tarafından işgal edilmiş,  1917 Bolşevik ihtilâli sonrasında Ruslar bölgeden ayrılırken Ağrı’yı da boşaltmışlardır.  Fakat Mondros Mütarekesi’yle Osmanlı ordularının silâh bırakması, Anadolu’nun bu bölgelerinde yeni olayların başlatılmasına fırsat vermiş ve bir Ermenistan kurma hayali içinde hareket eden Ermeni çeteleri mezalime başlamıştır. Kâzım Karabekir Paşa’nın başarılı askerî harekâtı sonunda Ermeniler Gümrü civarında yenilmişler,  nihayet 27 Mayıs 1920’de başlayan görüşmeler 3 Aralık 1920’de imzalanan antlaşmayla sona ermiş ve Ermeniler bölgeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. 16 Mart 1921 Moskova ve 13 Ekim 1921 Kars antlaşmalarıyla da bugünkü Türk-Sovyet sınırı tesbit edilmiştir.
XIX. yüzyılın sonlarında bölgeyi gezen Vital Cuinet, şehir hakkında ayrıntılı bilgiler vermektedir.

Gezilecek Yerler : Özellikle Urartulardan kalan eserler açısından zengin bir bölgedir. Fakat en önemli turistik cazibeyi yaratan eserler, Doğubayazıt yakınlarındaki İshak Paşa Sarayı ve Türkiye’nin en yüksek noktasını teşkil eden Ağrı Dağı’nda (5137 m.) olduğu kabul edilen  Nuh’un gemisi kısmıdır. Ayrıca, yine  Doğubayazıt’ta Ahmed-i Hani Türbesi, Kan  Kalesi, Meteor Çukuru, Buz Mağarası, Balık Gölü, Gülyüzü ve Saz Gölleri, Tendürek Krater Gölü, Karnıyarık Tepe Krater Çukuru, Tendürek Lav Akıntısı ve Alaca Köprüsü.

Ağrı Merkezde, Pazı (Eyüp Paşa) Kalesi, Tutak’da, Karagöz Kilisesi, Atabindi Urartu Yazıtları, Zencir ve Kan Kaleleri, Eleşkirt’te;Toprakkale Höyüğü ve Camisi, Patnos’ta, Giritepe Höyüğü, Anzavur Kalesi, Süphan Dağı. Havran ve Diyadin Kaleleri de  kayda değer yapılardır.

Ağrı Dağı : Türkiye’nin en yüksek volkanik dağıdır. Ama onu önemli kılan en büyük özelliği, Nûh’un gemisinin buraya indiğine inanılmasıdır.

Türkiye, İran ve Sovyetler Birliği devlet sınırlarının kesişme noktası yakınındadır.  Çevre uzunluğu 130 km. olan 1200 km2’lik geniş bir taban üzerinde yükselen  volkanik bir  kütle olup, Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı adlı iki koni şeklindedir. Büyük Ağrı 5137 m., Küçük Ağrı ise 3896 m. yüksekliktedir. Bu iki koni, 2700 m. yükseklikteki Serdarbulak beli ile birbirine bağlanır. Ağrı ilinin sınırları içerisinde yer almakta ise de olup, %35’lik bir kesimi Iğdır ilinde, kalan %65’lik kesimi ise Ağrı ili sınırları içerisindedir. İran’ın 16 km batısında ve Ermenistan’ın 32 km güneyindedir.

Ağrı’dan  doğan herhangi bir su bulunmamaktadır. Buraya gelen  Tournefort,  Ağrı’yı yani Ararat  Dağı’nı “yeryüzündeki en kederli ve nahoş görüntülerden biri” olarak yazmıştır. Kendisine içmesi için su yerine çamur verildiğini, ama bunu yörenin şarabına tercih ettiğini söyleyip, hiç olmazsa soğuktu demektedir.  Ayrıca, dağda kaplanlar gördüğünü ve onların geçmesine saygıyla izin verdiğini de anlatıyor .Uzmanlar gördüklerinin muhtemelen Pars olabileceğini söylemektedirler.

Yakındoğu kültürlerinde Ağrı dağıyla ilgili pek çok efsane geliştirilmiştir. Ermeniler’in, buranın kendi ülkelerinin merkezi olduğu iddiası, Yahudi kutsal metinlerinde ve Hıristiyanlıkta Nûh’un gemisinin bu dağa indiği inancı, Ağrı’nın hem siyasî hem de dinî yönden önemini artırmıştır.
Ağrı’nın 4000 metreden yukarılarda olan kesimi sürekli kar ile örtülüdür. Dağın zirvesinde ayrıca 12 km2 genişliğinde bir buzul bulunur ki bu buzul Türkiye’de mevcut az sayıdaki buzullar arasında en büyük olanıdır. Andezit ve bazalt lavlarından oluşan Ağrı dağı, günümüzde ormandan mahrumdur. Ancak bazı kesimlerinde ardıç çalılıkları ile bodur huş ağaçları görülür. Evliya Çelebi, Ağrı Dağı’nı “dünyanın en övgüye değer dağlarından biri” olarak tanımlar.

İshak Paşa Sarayı : Doğubayazıt’tadır. XVIII. yüzyıl sonlarında şehre hâkim bir tepenin üstünde mâlikâne olarak kurulmuş olup bir külliye durumundadır. 1785 Yılında Doğubayazıd Sancak Beyi Çolak Abdi Paşa tarafından başlanılmış ama 1785 yılında  2.İshak Paşa döneminde bitirilmiştir. Kitabesi harem dairesinin cümle kapısı üstünde olup,  1199 (1785) yılında İshak Paşa tarafından inşa ettirildiği yazılmıştır.  İshak Paşa, bu bölgeye XVIII. yüzyılda hâkim olan Çıldır hânedanından Hasan Paşa’nın oğlu olup vezirlik rütbesiyle Çıldır ve Ahıska valiliği yapmıştır. . Ancak yaptırdığı sarayın ihtişamı, Osmanlı hânedanı ile rekabete girişmek düşüncesinde olduğunu gösterdiği gibi İran’dan İstanbul’a giderken burada misafir edilen İran elçisinin padişah huzurundaki abartılı sözleriyle bu rekabeti kışkırtması, İshak Paşa’nın gözden düşmesine ve Hasankale’ye sürgün edilmesine yol açmış,  İshak Paşa Hasankale’da hayata veda etmiştir.

Eski yerleşim yerinin 7 km. uzağında yer alan saray, 50,00 × 115,00 m. boyutlarında dikdörtgen bir düzende yaklaşık 7600 m²’lik bir alanı kaplamaktadır. Doğu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş olan saray yanyana üç ana gruptan oluşmaktadır. Saraya, doğu yönünde bulunan sade cephe üzerindeki çok gösterişli bir cümle kapısından girilmektedir. Selçuklu etkileri ağır basan, ancak Avrupa ampir üslûbunun etkileri de görülen kapı dışa taşkın olup sivri kemerli olarak düzenlenmiştir. Pilastrlar, nişler ve mukarnasla dekore edilen kapı altta basık kemerli açıklığa sahiptir ve buradan ön avluya geçiş sağlanmaktadır. Cümle kapısının iç cephesi de gösterişli bir kitle halinde olup üstünde ayrıca küçük bir odası vardır. Kare planlı olan birinci avluda kapının sağında duvara bitişik yapılmış sivri kemerli bir çeşme bulunur. Avlunun sağında altı bodrumlu muhafız hücreleri, bunların arkasında sarayın kuzey duvarı önünde bodrumu zindan, üstü kışla olarak kullanılan mekânlar yer alır. Solda mevcut dış duvara paralel biçimde yerleşmiş olan birim ahır olarak düzenlenmiştir. Birinci avlunun cümle kapısı karşısında şahane bir iç cephe mevcuttur. Cephenin ortasında âbidevî bir kapı ile iki yanında yüksek pencereler yüksek bir yapı kitlesine işaret eder. İnce uzun taçkapı sivri kemerli olup iki yanındaki iri servi ağacı kabartmalarının dışında oldukça sadedir. Cephenin sol kısmında orta avlu solundaki binaya girişi sağlayan küçük çapta bir kapı vardır. Üzeri tonozlu bir geçit birinci avlu ile ikinci avluyu birbirine bağlamaktadır. Bu geçidin iki tarafındaki kapılarla yüksekliği az olan zemin katına girilir. Bu katın orta avluya açılan ayrı pencereleri ve birinci avluya açılan kapıları vardır. Burada orta hizmetlerinin görüldüğü birimler bulunmaktadır.

İkinci avlu, dört tarafı bina grupları ile çevrili ve dikdörtgen planlı bir sahadır. Sağ tarafında sarayın mâbeyin dairesinin divan sofası ile selâmlık teşkilâtına ait binalar ve ayrıca bir camiyle bitişiğinde bir türbe yer alır. Sağdaki selâmlık dairesine, sivri kemerli bir eyvan içinde düzenlenmiş olan dikdörtgen açıklıklı ve mukarnaslı yaşmaklı bir kapıdan girilir. Buradan merdivenli bir geçitle hol ve koridorlara ulaşılır. İlk holden selâmlık kısmının divan salonuna ve sofalara geçmek mümkün olduğu gibi merdivenlerden üstteki terasa da çıkmak mümkündür. İkinci holden ise cami yanındaki odalara ve camiye geçiş sağlanmaktadır.

Mâbeyin dairesinin divan salonu, bir kemerli geçitle güney kısma doğru uzanan diğer salonlara ve cumbalı bir sofa ile müteakip küçük odalara bağlıdır. Bu kısımda tahribat fazla olduğundan mevcut duvar izleri yardımı ile çıkarılan plandan yapıları takip etmek mümkün olmaktadır. 1995 yılı restorasyonunda bu kısımlar temizlenmiş ve açığa çıkarılmıştır. Selâmlık kapısının sağında yer alan divan sofası iki sıra, solda yer alan diğer mekânlar ise tek sıra pencerelerle avluya açılmaktadır. Az çok bütün hüviyetiyle ayakta kalabilmiş mâbeyin dairesi yapılarından biri cami kısmıdır. Mâbeyin ikinci holüne açılan bir kapı ile doğrudan doğruya caminin harimine girilir.

Cami sarayın iki katı yüksekliğinde olup son cemaat yerinin üstü terastır. Terasın kuzey cephesi köşelerinde piramit biçiminde külâhları olan kuleler yer alır. Sivri kemerli nişler içinde dikdörtgen açıklıklı iki sıra pencereye sahip mihrap cephesinde üstte bir yuvarlak pencere bulunmaktadır. Dışa taşkın mihrap çıkıntısının köşeleri sütunçelerle yumuşatılmıştır. Dışta mihrap çıkıntısı, pencere alınlıkları ve çevreleri süslenmiş olan yapının içinde de taş süsleme görülmektedir. Yuvarlak kemerli bir alanla sınırlanan mihrapta alınlığın altında sivri kemerli, mukarnaslı, yaşmaklı niş beş kenarlı olarak düzenlenmiştir. Caminin kıble duvarı dış kenarında bir türbe bulunmaktadır. Türbenin avlu zemininde görülen kısımları methal örtüsü ile iki havalandırma menfezlidir. İçinde sanduka vb. bulunmayan esas türbe zemin altında dikdörtgen, üstte ise sekizgen planlı bir yapıdır. Üstte kırık piramidal bir külâhla örtülü olan yapının köşeleri, yonca biçimli iri sütunçelerle hareketlenen cepheleri kabarık bitkisel süslerle dolguludur.

Orta avlunun sol tarafında bulunan diğer selâmlık binaları çok haraptır ve alt katları tonozlu, kemerli, kâgir bir yapı halindedir. Üst odalardan kalan bazı bakiyelere göre burada geniş ikamet ve istirahat yerleriyle sofaların bulunduğu anlaşılmaktadır. İçleri zamanla moloz dolmuş olan bu birimler son yıllarda temizlenmiştir. Saray binasının genel plan ve yapı âhengine göre bu kısmın ek bir bölüm olduğu anlaşılmaktadır. Bu bina grubu, esas planın istikametlerine içten uyarsa da dıştan araziye uygun düşürebilmek için bir kısmı çarpık durumda yapılmıştır.

İkinci avlunun karşısında sarayın paşa dairesi denilebilecek harem kısmı bulunur. Duvarın ortasında, iki yanındaki sağır cepheyi süslemek amacıyla oyulmuş süs panolarının yer aldığı muhteşem bir tak kapısı vardır. İri bir kaval silme ile sınırlanan kapı, altta karşılıklı birer aslan figürünün yer aldığı girift bitkisel kompozisyonlar, geniş bordürle çevrelenmiştir. Dikdörtgen açıklıklı ve mukarnaslı yaşmaklı kapının üzerinde dışa pencere ile açılan küçük bir oda bulunmaktadır. Cephe duvarında da bir üst katın varlığına işaret eden pencere izleri mevcuttur. Charles Texier ve Flandin’in gravürlerinde bu pencereler açıkça görülmektedir. Ancak yapının iç kısmı fazla harap olduğundan sadece zemin kata ait bölmeleri tesbit etmek mümkün olabilmektedir. Harem dairesinin kapısından küçük bir hole ulaşılır. Buradan sağda ve solda ikişer kapı ile bunun karşısındaki bir kapıdan dairenin çeşitli kısımlarına geçilir. Sağdaki kapının birinden genişçe bir bölmeye, yandaki kapıdan ise içerideki taşlık (iç avlu) önündeki odaya ulaşılır. İki oda arasında da ayrıca bir kapı bulunur.

Haremin ortasında yer alan ve doğu-batı yönlerinde ikişer sütunla taşınan üç sivri kemerli açıklığa sahip dikdörtgen planlı bölümün kabul salonu veya bir iç avlu olduğu hususunda araştırmacılar farklı görüşler ileri sürmektedir. Bu bölümün kuzey ve batısında yer alan koridorların arkasında çok sayıda dikdörtgen mekân vardır. Güneyinde ise hamam, mutfak, tuvalet, servis odaları yer almakta olup burada yer yer iki katlı mekân düzenlemeleri görülmektedir.

Giriş holünün sol tarafındaki kapılarla içleri fazla harap iki büyük odaya girilir. Holün karşısındaki kapıdan ayrı bir servis mekânına geçilir. Buradan da merdivenli bir kapı ile mutfak kısmına ulaşmak mümkündür. Arka tarafta yer alan hamam binasının külhanı da bu holde bulunur. Ayrıca servis holü üstünün açık olduğu düşünülebilir.

100 m²’ye yakın bir alan kaplayan mutfak çatı örtüsü, dört büyük kemerin karşılıklı kurulması ile meydana gelmiş ilgi çekici bir yapıdır. İçinde sadece küçük bir aş ocağı vardır. Güney yönüne bakan iki penceresi ve diğer duvarlarında muhtelif istikametlere açılan kapılar bulunur. Aşevinin yanından küçük bir geçitle harem dairesi koridoruna girildiği gibi hamam binasına da ulaşılır. Kubbeli, iki gözden ibaret bir plana sahip hamam odalarının biri soyunma, diğeri yıkanma yeridir.

Harem dairesi plan düzeni bakımından mutfak, iç avlu ve hamam grubu ile ayrı olarak incelendiğinde harem odaları bu kısımdan “L” şeklinde bir koridorla ayrılıp kuzey ve güney kısmı kaplamak üzere yine “L” şeklinde bir plan tertibiyle bu kitleye eklenir. Zemin katta, on iki gözden ibaret harem dairesinin alt kısım odaları bulunur. Üst kata ve arka terasalı bahçeye bağlantıyı sağlayan merdivenli geçitler batı cephesinin ortasındaki kısımda yer almaktadır. Harem dairesinin ikinci kata ait kalıntıları bugün kuzey duvarının camiye bitişik olan kısmında görülmektedir. Bu bakiyelere göre alttaki odalar nisbetinde bir teşkilâtın üst katta da mevcut olduğu anlaşılmaktadır.

Tendürek Dağı: Sönmüş bir yanardağ olup, Ağrı’nın güneydoğusunda, Doğubayazıd ile Taşlıçay ilçeleri arasındadır. Eşine az rastlanır bir lav akıntısına sahip olup, özellikle Van’ın Çaldıran ilçesine kadar  uzanan kısmında inanılmaz güzellikte bir görüntü sergilemektedir. Vadi boyunca kilometrelerce uzanan bu müthiş görsellik ilginç şekillere bürünmüş erimiş maden cürufudur.

Balık Gölü: Doğubayazıd ile Taşlıçay ilçeleri sınırları içindedir. Ağrı’nın en büyük gölü olup, 34 km.karelik  bir alana sahiptir. 2250 metre rakımlı bu set gölünün derinliği kimi yerlerde 100 metreyi geçer. Balık Gölü, Türkiye’de bu  rakımda bulunan göllerin en büyüğüdür. Açık  havalarda Ağrı Dağı’nın  en güzel fotoğraflarını çekmek için en ideal alandır.

Meteor Çukuru:
60 Metre derinliğinde ve  35 metre çapındadır.Dünyanın ikinci büyük meteor çukuru olup, Doğubayazıt ilçesinin 35 km doğusunda, Gürbulak Sınır Kapısı’nın hemen yanı başında yer almaktadır.
Lord Kinross ve Ağrı : 1951 Yılı yazında özel bir izinle Anadolu’yu gezen Atatürk Kitabının yazarı Lord Kinross, bu gezisinde Kars’tan Iğdır’a oradan da Doğubayazıd ve Ağrı’ya geçmiştir. Ağrı onun  zamanında Karaköse olarak adlandırıldığından Kinross da anılarında bu ismi kullanmaktadır. Karaköse’yi yani   Ağrı’yı, ekonomik zenginliğini bir  resim gibi gözler önüne seriyor diye yazan yazar, bir bakışta o kadar çok köylü, o kadar çok hayvan, o kadar çok traktör, o kadar çok ekin yığını görünüyordu ki, sonuçta bunların olumlu bir istatistiksel  sonuç oluşturmaları doğaldı. Bu, Trabzon’da başlayan transit yolun aksi istikametteki uzantısıydı. Muhtemelen bir Rus istilasına destek olmak amacını taşıyordu. Biz  Karaköse’ye yaklaşırken kasaba öğlen trafiği nedeniyle hareketliydi. Burası bir askeri üstü. Modern barakalar ve modern bir “Transit Oteli” vardı diye devam ediyor. Transit Otel’de kalan yazar, burasının dört Amerikalı Albay tarafından da kullanıldığını bu albayların Türk birliklerini eğittiklerini söyleyip, Karakösedeki Türk yetkililerin Kürt halkına bakışlarını da anlatmaktadır. Karaköse’de Amerikalıların,  toprakla karışık gübrenin, harman yerinde tahılla karışmasının bile (bunun ekmeğe garip bir tat verdiğini de ekliyor) anlayışla karşıladıklarını  belirtiyor. Amerikalıların Karaköse’de evlerin bu kadar temiz olmasına hayret ettiklerini, atlarına bu kadar iyi davranmalarından  etkilendiklerini, köpeklere haşin davranmalarını  ise felsevi açıdan kabul ettiklerini de yazıyor. Kinross, Amerikalıların öküz arabalarıyla kuş avına çıktıklarını ve bundan çok hoşlandıklarını, çünkü kuşların motorlu araçlardan ürkmelerine karşılık, öküz arabalarına geldiklerini, ayrıca yine Amerikalıların  Transit Otel’in üst kat pencerelerinden sokaklarda dolaşan kurtları vurmak için sabırsızlıkla kışı beklediklerini de ekliyor.

Hediyelik Eşya : Ağrı’dan beyaz bal alabilirsiniz. Ayrıca, el dokuması hal ve kilimin yanı sıra  üzerlik denilen Anadoluya has bir süsleme objesi de yine satın alabileceklerinizden olabilir. Üzerlik otu tanelerinin renklendirilerek yöreye özgü motifler şeklinde ipe didzlmesiyle oluşturulan bu şirin obje,  bölgede hemen her evin duvarında süsleme amaçlı olarak kullanılmaktadır. Mavi renkli Üzerlik taneleri aynı zamanda nazar boncuğu işlevi görmektedir.  Ayrıca, Ağrı’dan, buğday ve çavdar saplarının örülmesiyle yapılan çanta, sepet ve çay tepsileri de yine hediyelşk eşyaa olarak alabileceğiniz ürünlerdir.

Ulaşım : Ağrı Havaalanı merkeze beş kilometre uzaklıktadır.

Yazı : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz