Bilecik

Marmara Bölgesi’ne ait bir şehir olup, İç Anadolu ve Ege ile kesişim noktası üzerindedir. Çok engebeli bir coğrafyadadır. Sakarya Nehri etrafındaki ovalar dışında geri kalanı yüksek olmayan dağ ve tepelerden meydana gelir. Nehrin doğusundaki  dağlar Kuzey Anadolu Dağlarının, batısında kalanlar ise Uludağ’ın devamıdır. Sakarya Irmağı, Deresakarı köyünde Bilecik’e girer ve 75 km.boyunca  akmaya devam eder. Karasu ve Göynük Çayı da Osmaneli yakınlarında Sakarya’ya karışırlar.

Doğusunda Bolu ve Eskişehir, güneyinde Kütahya, batısında Bursa, kuzeyinde Sakarya ile komşuluk eder. ,

Trafik Plaka kodu : 11

Bilecik ilçeleri : Bozüyük, Gölpazarı, İnhisar, Osmaneli, Pazaryeri, Söğüt ve Yenipazar.

Bilecik Tarihi : Antik çağdan başlayan yerleşim, M.Ö.3000 yıllarına kadar gider. Frig, Lidya, Pers, Bithynai Krallığı, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı hakimiyeti görmüştür. Bitinya (Bithynia) Krallığı, Kocaeli Yarımadası’nda, Yalova, Kocaeli, Bilecik, Sakarya ve Bursa’yı kapsayacak bir bölgede kurulmuştu. Bitinya tarihi M.Ö. 1950’lerde burada yaşayan Trakya kavimlerinden Thynler’ler tarafından kurulmuş olup, Anadoluya geçince bu halk Bitinler adını almıştır. M.Ö.74 Yılında Bitinya vesayet yoluyla Roma’ya katılmıştır. Bilecik, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş şehridir. Kayı Boyu’nun Orta Asya’ dan 400 çadırla gelip Söğüt’ te, Osmanlı Devleti’nin kuruluş merkezliğini yaptığı yerdir. Ayrıca, kent, Kurtuluş Savaşı’nda verdiği çetin mücadeleler ve kazanılan zaferlerle Cumhuriyetin kuruluşunda da önemli bir role sahip olmuştur. Milli Mücadele sırasında işgal edilerek bir kaç defa el değiştirmiş ve  yakılıp yıkılmıştır.  Bilecik’in ilk bilinen  adı Belekoma’dır.

Tarihi Eserleri
Orhan Gazi Camii (Kurşunlu Camii) ve İmareti:
Eski Bilecik’te, Edebali Türbesi’nin bulunduğu alandadır. 14.yy.’lın ilk yarısında yapılmış olup, II.Mahmud devrinde tamir edilmiş, 1889 tarihinde II.Abdülhamid döneminde bu günkü halini almıştır. Tarihi kaynaklar yapıyı Murad Hüdavendigar devrine ait olarak gösterseler de, Ekrem  Hakkı Ayverdi, Sultan Orhan tarafından yapılmış olduğunu yazar.  Kareye yakın, dikdörtegen planlı cami, 17,35 X 16,50 m.ölçülerindedir. Son cemaat yeri bu güne gelememşitir. 9,50 m.çapındaki kubbesi kurşun kaplı olduğundan hal karasında Kurşunlu Cami olara kda isimlendirilir. Planı ve dış görünüşü sadedir. Harim duvarları içeriden birer eyvan gibi 2,40 m.oyularak daha geniş bir iç mekan elde edilmesi sağlanmıştır. Kalın köşe duvarları yaratılmış, sivri kemerlerle kubbeye basit üçgenlerle geçiş sağlanmıştır. Mihrap sade olup, yarı sisldiriktir. Önünde yüksekçe bir seki bulunmaktadır. Caminin asıl minaresi 30 metre kadar uzağında yüksekçe bir platform  üzerindedir. Kalın ve çokgen biçimli alçak gövdesinim üzerinde alt kısmı testere dişli stalaktili şerefesi buklunmaktadır. Camideki iki minare mimari olarak ana mekana uymamaktadır çünkü bunlar yıkılıp yok omuş olan son cemaat yeri ile birlikte  daha sonra eklenmişkerdir .Zira, 1882 tarihli bir fotoğrafta bu iki minare görülmemektedir.

Caminin imareti oldukça uzakta olup restore edilmektedir. İmaret, zaviyeli (tabhaneli) bir yapıymış ama yan kanadı meydana getiren tabhane odaları ve son cemaat yeri tamamen yıkılarak yok olmuştur. Sağlam kalan iki mekan ana ekseni üzerinde bulunan ve geçişleri Türk üçgenleriyle sağlanmış olan, kasnaklı ve  tuğla kubbelerle örtülüdür. Odaların üstünün tonozla örtülü olduğu sanılmaktadır.  Taş ve tuğla örülerek inşa edilmiş fakat bazı yerlerinde devşirme Bizans malzemesi  de kullanılmıştır.

Ertuğrul Gazi Türbesi : Söğüt’tedir. Aslı Ertuğrul Gazi tarafından yaptırılmışken, görünen yapı, XIX. yüzyılın sonlarında Hacı Hüseyin adında bir hayır sahibince ilk halinden tamamen farklı bir biçimde yeni baştan inşa ettirilmiştir. Eski camiyle yaklaşık aynı boyutlarda olduğu anlaşılan ve 1956’da da onarım geçiren bugünkü yapı, kare planlı bir harim ile enine dikdörtgen planlı ve kapalı bir son cemaat yerinden meydana gelir. Kurşun kaplı bir ahşap çatı­ nın örttüğü son cemaat yerinin kuzey duvarında basık kemerli girişle iki tarafında büyük boyutlu ve yuvarlak kemerli birer pencere, yan duvarlarında da bunların birer eşi bulunmaktadır. Basık bir kasnağın üzerine oturmuş kurşun kaplı bir kubbe ile örtülü olan harimin duvarlarında ikişer tane ince uzun ve yuvarlak kemerli pencere yer alır . Minare. binanın batı cephesinde harim ile son cemaat yerinin sınırında bulunan ve dı­ şarı taşan kare tabanlı bir kaidenin üzerinde yükselmektedir. Silindir biçimindeki gövde arada pabuç kısmı olmaksı­ zın doğrudan, harim duvarının saçağına kadar devam eden kaideye oturtulmuş ve altı kaval silmelerle dolgulanmış olan şerefe basit demir parmaklıklarla sınırlandırılarak petek. soğan kubbe biçiminde bir külahla taçlandırılmıştır. Orhan Gazi tarafından inşa ettirilen türbe daha sonra çeşitli onarımlar ge çirmiştir . Giriş bölümünün kapısı üzerine 1304 ( 1886-87) yılındaki ll. Abdülhamid onarımı sırasında konulmuş olan sülüs hatlı manzum kitabede, türbenin 316 Ert ğrul Gazi Mescidi – Söğüt 1 Bilecik daha önce 1171 ‘de ( 1757) Sultan Ahmed tarafından bütünüyle yenilendiği. daha sonra tekrar harap olan ve yıkılmaya yüz tutan yapının Sultan Abdülmecid tarafından da tamir ettirilerek çeşme ve şadırvanla zenginleştirildiği belirtilmektedir. Ancak kitabede verilen 1171 ( 1757) tarihi, lll. Ahmed’in tahttan indirilmesinden ( 1730) yirmi yedi yıl sonrasına (lll. Mustafa’nın cülüs yılı) aittir. Öte yandan türbe hariminin mimari özellikleri Orhan Gazi devrinden kalma olduğunu göstermekte, bu sebeple fahiş bir tarih hatası taşıyan kitabenin yapının geçirdiği aşamalar hususunda da doğru bilgiler ve mediği anlaşılma kta dır. Türbe. çam ağaçlarının gölgelendirdiği geniş bir bahçenin içinde yer alır. Bah- çenin giriş kapısı empire üslübunun özelliklerini yansıtmakta ve Sultan Abdülmecid devrinden kalma olduğunu belli etmektedir. Kesme köfeki taşı ile inşa edilmiş olan kapı içbükey profilli yuvarlak bir kemerle taçlandırılmış, yanlardan dorik başlıklı ikişer plasterle kuşatılmış­ tır . Türbe binası altıgen planlı ve kubbeli bir gövde ile dikdörtgen planlı ve beşik çatılı bir giriş bölümünden oluşur. Erken devir Osmanlı mimarisinin özelliklerini gösteren duvarlar, bir sıra kesme köfeki taşı ve iki sıra tuğla ile almaşık düzende örülmüştür. Altıgen gövdenin yüzlerinden kıbleye yönelik olana küçük bir mihrap yerleştirilmiş, diğerlerinden dördüne kapı ile üç pencere açılmış , bir cephe de sağır bırakılmıştır. Dikdörtgen pencere açıklıkları topuzlu demir parmaklıklarla ve demir kepenklerle donatılıp almaşık örgülü sivri hafıfletme kemerleriyle taçlandırılmıştır. Kurşun kaplı basık kubbe, arada kasnak olmaksızın doğrudan gövdeye oturmaktadır. Türbede tek başına yer alan Ertuğrul Gazi’nin lahdi harçla sıvanmış, baş ucuna alçıdan yapılma bir Türkmen sarığı konulmuştur. ll. Abdülhamid onarımından öneeye ait olan 1882 tarihli fotoğraflarda , türbenin önündeki kapalı giriş bölümünün yerinde ahşap direkiere basan çatı örtü- lü bir revakın bulunduğu görülmektedir. İkisi türbenin cephesine bitişik olan toplam sekiz adet ahşap direğin üzerine bağdadf tekniğiyle meydana getirilmiş yuvarlak kemerler oturmakta, geniş saçaklı ve kiremit kaplı bir çatı da revakı örtmektedir. Önde üç kemer. yanlarda ise ikişer kemer vardır ve sütunların arasına kesme taştan yapılmış bezemesiz korkuluklar yerleştirilmiştir. Revakın arkasındaki türbe duvarında giri- şin yanlarında çifte “vav”lar, kemerlerle saçağın arasında da barak üslupta kalem işi bezerne öbekleri seçilmektedir. Söz konusu revakın XVIII. yüzyılın ikinci yarısına (muhtemelen kitabede geçen I 17 I 1 ı 7571 yılına) ait olduğu, Sultan Abdülmecid devrinde de tamir gördüğü tahmin edilebilir. ll. Abdülhamid onarımı sı­ rasında yapılan bugünkü giriş bölümü ise derinliğine gelişen dikdörtgen planlı. beşik çatı örtülü, kapalı bir mekandır. Üçgen şeklinde bir alınlıkla taçlandırılmış olan ön yüzünde dikdörtgen açıklıklı bir kapı ile bunun üzerinde onarım kitabesi. yan yüzlerde de basık kemerli üç pencere ile ikinci bir kapı bulunmaktadır. · Yine eski fotoğraflarda. giriş reva kın ın ilerisinde yer aldığı görülen gü- nümüze intikal etmemiş şadırvan sekizgen planlıdır. Alçak korkuluk duvarları ile kuşatılmış olan sekizgenin köşelerine ahşap direkler yerleştirilmiş , bunlar birbirlerine bağdadf sıvalı Bursa kemerleriyle bağlanarak şadırvanın üstü, sekizgen piramit biçiminde kiremit örtülü basık bir çatı ile kapatılmıştır. Bu şadırvanın yanı sıra türbe girişinin sol yanındaki çeşmenin de kitabesinde Sultan Abdülmecid tarafından yaptırldığı ve ll. Abdülhamid tarafından ihya edildiği belirtilmektedir. Bahçede, türbenin doğusunda Ertuğrul Gazi’nin eşi Halime Hatun’un, batısında kardeşi Dündar Bey ile oğullarından Savcı Bey’in kabirleri. 6 m. kadar ötesinde de Bursa’nın fethinden (ı326) sonra vasiyeti gereği naaşı bu şehre nakledilen Osman Gazi’nin makam- kabri yer alır. Bunlardan başka, 1970’li yıllarda türbenin önünde bulunan alana tarihteki Türk devletlerinin kurucularına ait büstler yerleştirilmiştir. Il. Abdülhamid onarımı sırasında türbenin yakınına ziyaretçiler için misafirhane olarak bir han ve imarethane de yaptırmış ancak bu yapılar günümüze gelememişlerdir.v

Hamidiye Camii : Sultan II. Abdülhamid döneminde, 1903-1905 tarihleri arasında inşa edilmiştir. Kare planlı, tek kubbeli ve çift minareli olan caminin duvarları kırmızı kesme taştan olup neoklasik tarzdaki yapısı ile dikkat çekicidir. İki minareli olduğundan, halk arasında “Çifte Minareli Cami” olarak da anılmaktadır. Cami kurşun kaplamalı tek bir kubbeyle örtülüdür. Saray tarafından yapımı ile yakından ilgilenilmiştir. Yıldız Çini Fabrika-i Hümayunu’nda yapılan on bir adet hat levhası buraya gönderilmiştir. Söğüt ilçe merkezinde Ertuğrul Gazi Caddesi üzerinde bulunan cami, hemen yanındaki idadi ve darüleytam (yetimler okulu) ile birlikte, Söğüt’teki en nadide Osmanlı eserlerinden biridir.

Saat Kulesi: 1907 Yılında, II.Abdülhamid döneminde, Bilecik il merkezinde, şehre hakim bir yamaç üzerinde inşa edilmiştir. 16 metre yüksekliğinde olup, dört cepheli, dört katlı, saat göstergeli olup, içerden ahşap merdivenlere sahiptir. 1987 yılında restore edilmiştir.

Köprülü Mehmet Paşa Kervansarayı: Bilecik-Adapazarı karayolu üzerinde Vezirhan’dadır. 17.Yüzyılda, 1665 yılında Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. 1915’te sağlam olduğu bilinen çatı bu tarihten sonra çökmüş, daha sonra onarılarak kiremitle kapatılmıştır. Bir kervansaray özelliklerine sahip olup, 3008 metrekarelik bir alan üzerinde, 101.52 X 27,21 m.ölçülerindedir. Dikdörgen planlı, harç kullanılarak taş ve tuğla ile inşa edilmiştir. İki yanındaki mekanlara göre biraz daha büyük olan orta mekanla simetrik olarak yapılmıştır. İç tarafında iki yana konulan ocaklar ve yerden yüksek tutulan sekilerle insanların konaklamaları sağlanmış, orta alan da hayvanlarına ayrılmıştır. Kale görünümündeki yapının dışı payandalarla desteklenmiş, çatı iki yana meyilli şekilde yerleştirilmiştir. Son restorasyon 2007-2010 yılları arasında yapılmıştır.

Köprülü Mehmed Paşa Camii : Aynı tarihte yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı kesme taş duvarlıdır. Kesin olmamakla beraber bir Mimar Sinan yapısı olduğu söylenmektedir.Kırma çatılı olup, 17,30 X 18,60 m.ölçülerindedir. Kuzeyde bulunan son cemaat yeri, birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanmış, altı sütunlu, beş bölümlüdür.  Minare, 1965 tarihinde eklenmiştir. Basit mihrabı, rozetler ve  stalaktitlerle süslenerek zenginleştirilmiştir.

Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa, Arnavutluk’ta doğmuş bir devşirmeydi. Enderunda yetişmiş ve çeşitli görevlerde bulunmuştu. Daha sonra Amasya’nın Köprü (Vezirköprü) kasabasına gönderilmiş ve orada Ayşe Hanım’la evlenmişti. Köprülü adı burada yaşamasından kaynaklanır. IV.Mehmed ve IV.Murad devrinde yaşadı, kendisinden sonra ailesinden başka sadrazamlar da çıktı. Aksiliği ile bilinir. Sadrazam olmak için Valide Turhan Sultan ile IV.Mehmed’e bazı koşullar sunmuş ve kabul ettirmiş dirayetli bir sadrazamdır. 1661 yılında ölmüş ve Çemberlitaş’taki üstü açık türbesine defnedilmiştir. Fazla sayıda yaptırdığı hayır eserleriyle dikkat çeker. Bütün bu hayır eserlerine gelir getirmesi için de Limni, Yanova, Köprü, Osmancık, Merzifon, Akhisar, Bilecik ve başka yerlerde bulunan mülk köylerinin bütün resimleriyle hasılatını vakfetmiştir. Değişik yerlerde birçok hayır eseri yaptırmıştır.

Rüstem Paşa Camii : Osmaneli İlçesi’ndedir. Bir 16.yy eseri olan caminin banisi Rüstem Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı olup Hürrem Sultan’ın eşidir. Caminin inşa tarihi bilinmemektedir, ancak tamamlanamadan Rüstem Paşa vefat etmiş olduğundan cariyesi tarafından bitirilmiştir. Mimarı, Mimar Sinan’ın öğrencisi olan Yüzgeç Mehmed Paşa’dır.  Kare planlı cami, sıra moloz  taş ile örülmüştü. Kare kaide üzerinde yükselen minaresi, poligonal olup kesme taşlarla örülmüştür.

Hagios Georgios (Aya Yorgi) Kilisesi : Osmaneli’ne hakim bir noktada bulunan kilise, 1874 yılındaki  yangın sonrasında Lefke’ye gelen  Macar mimar tarafından 1876-1878 yılları arasında yeniden inşa edilmiştir.

Dursun Fakih Türbesi : Bilecik-Söğüt yolunun 20. kilometresinde Küre Köyü yol ayrımından yaklaşık 2 km sonra 550 metre yüksekliğinde  bir tepenin en üst noktasındadır. Tepenin etrafı meyva ağaçlarıyla bezelidir.  Türbe, bulunduğu yer itibariyle bütün çevreye  hakimdir. Bu noktadan bakıldığında,  temiz ve pussuz bir havada Bilecik’teki Şeyh Edebali Türbesi dahi görülebilmektedir. İki türbe arasındaki kuş uçuşu mesafe 14,5 km’dir.
Dursun Fakih, Şeyh Edebali’nin damadı ve Osman Gazi’nin bacanağı olup Osman Gazi adına ilk hutbeyi okuyarak tarihe mal olmuştur. Edebali’nin tedrisinden geçerek kadılık, imamlık ve hatiplik yapan Dursun Fakih, Osmanlı Devletinin kuruluşundaki en önemli manevi liderdir.

Kasım Paşa Külliyesi : Bozüyük’tedir. Banisi Güzelce Kasım Paşa’dır.  1525-28 Yılları arasında,  cami, imaret, medrese, sıbyan mektebi, kervansaray ve hamamdan oluşan bir külliye olarak inşa edilmiştir. Bunlardan günümüze sadece cami, imaret ve kervansaraya ait iki kubbeli mekân ulaşmıştır. Külliyenin mimarı belli değildir ve mekanlar  1895, 1940 ve 1977 yıllarında onarımdan geçirilmişlerdir.

Önünde son cemaat yeriyle kare planlı tek kubbeli cami kırmızı ve beyaz kesme taşlarla karışık örgülü duvarlara sahiptir. Harim mekânı kuzey, güney, doğu ve batı duvarlarında altta dikdörtgen biçiminde toplam on pencere ile aydınlatılmaktadır. Kıble, batı ve doğu duvarlarının üst kısmında içleri vitraylarla bezenmiş, sivri kemerli ve alçı şebekeli pencereler yer alır. Harimi örten 13,80 m. çapındaki kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Kubbe kasnağına sekiz adet yuvarlak kemerli pencere açılmıştır.

İki renkli taşlardan yay kemerli kapısı üzerindeki rûmî bordürlü dört satırlık kitâbe caminin tarihini verirken avlu kapısı üzerinde sivri kemerli alınlık içinde yer alan ikinci kitâbe bu tarihi tekrarlar. Mukarnas başlıklı dört sütunun taşıdığı kırmızı beyaz taş örgü sivri kemerlerle üç kubbeli son cemaat yeri caminin kuzeyindedir. Batı kenarında düzgün kesme taşla inşa edilmiş silindir gövdeli, tek şerefeli minaresi yer alır. Bu planıyla yapı olgun nisbetli bir mimari gösterir.

Dışta sade bir mimariye sahip olan caminin içinde şaşırtıcı bir dekor zenginliği göze çarpar. Mukarnas dolgulu mihrabı kesme taştan ve sadedir. Mermer minberin külâhı, yan kanatları ve kapısının üst tarafı çinilerle kaplanmıştır. İki sıra pencere ile açılan duvarlarda alt pencere alınlıkları çini ile süslenmiştir. Müezzin mahfili zarif ayaklarla dört kaş kemer üzerine oturmaktadır ve korkulukları çini kaplamalıdır. Doğu duvarına dayalı mermer vaaz kürsüsü de çini kaplamalı korkuluklara sahiptir. Yapıda görülen çiniler renkli sır tekniğindedir. Çin bulutları, rûmîler, şakayık ve rozetlerle bezenmiş çinilerin motifleri oldukça zengin çeşitlidir. Renkler yeşil, lâcivert, sarı, mor, beyaz ve sır üstüne boyanan bir kırmızıdır. Hama’dan getirilen dört sütun üzerine dikdörtgen biçiminde bir mermer konularak oluşturulan diğer vaaz kürsüsü de yine renkli sır tekniğinde çini kaplamalı korkuluklarla süslenmiştir. Güzelce Kasım Paşa’nın Hama mutasarrıfı iken getirip buradaki camisinde kullandığı dört sütunun gövdeleri zikzaklar halinde yivlenmiştir. Sütunların boyun kısımlarında, iki renkli şerit arasındaki kitâbelerde Hama Eyyûbî sultanlarından el-Melikü’l-Muzaffer Ömer’in adı geçer. Sütun başlıkları rûmî, palmet, üzüm toplayan erkekler, kuş ve hayvan figürleriyle dantel gibi işlenmiştir. Hama sütunlarının ayaklarında da koşan ya da birbirini kovalayan aslan, geyik, tilki gibi hayvanlarla aralarında harpi, grifon gibi yaratıklara rastlanır. Geometrik yıldızlarla işlenmiş yer yer sedef kakmalı pencere kapaklarından ise yalnız mihrabın doğusundaki orijinaldir.

Dikkati çeken diğer bir süsleme unsuru da 1940 onarımında aslına sadık kalınarak yenilenen kalem işleridir ve harim mekânında alçı şebekeli pencerelerin etrafında, pandantiflerde, kubbe kasnağında ve göbeğinde uygulanmıştır. Son cemaat yerinde de çini alınlıklı pencerelerin yanı sıra pandantiflerde ve kubbe içlerinde kalem işi görülür. Kiremit kırmızısı, lâcivert, sarı, yeşil ve beyaz renklerle altın yaldız kullanılmıştır. Motifler klasik örgüler, rozetler, hatâyî ve kıvrık dallardan meydana gelmektedir ve çini süslemelerle uyum gösterir. Caminin orijinal şadırvanı yuvarlak formlu olup cümle kapısının soluna rastlamaktaydı. Yenilenmiş olan bugünkü şadırvan ise avlunun sağında yer almaktadır.

1940’taki tamirle eski şekline sokulan imaret vaktiyle cami ile beraber aynı avlu içinde yapılmıştı. Güney-kuzey doğrultusunda sıralanmış, üzerleri beşik tonozla örtülü dört mekândan meydana gelir. Avluya birer kapıyla açılan bölümlerin birbirine geçişleri vardır. İmaret taş malzemeyle inşa edilmiş ve kapı kemerlerinde kırmızı beyaz taş işçiliğiyle cepheler hareketlendirilmiştir. Cami ile imaret arasında yer alan ve bugün harabe halinde duran eski helâlar beş bölmeli olup alt kısımları mermerdendi. Bugünkü helâlar ise yeniden yapılmıştır.

Yıkılmadan önce cami avlusu içinde yer alan diğer bir yapı da medreseydi. Taş örgüyle inşa edilen yapı, caminin doğu ve güneyinde “L” şeklinde sıralanmış on talebe odası ve bir dershaneden oluşuyordu. Her mekânın üzerini bir kubbenin örttüğü bu medresenin köşesinde bir de sıbyan mektebi bulunuyordu.

Büyük bir bölümü yıkılan iki katlı kervansaray, taş örgü duvarlar üzerinde dört pâyenin taşıdığı ahşap bir çatıya sahipti. Misafirhanesi ve mutfağı olduğu bilinen yapıdan günümüze mahiyeti tam olarak tesbit edilemeyen ocak ve baca kalıntılarıyla iki kubbeli kare mekân ulaşmıştır.

Bugün tamamen ortadan kalkmış olan diğer bir yapı da hamamdır. Camiden üç yıl önce yapıldığı anlaşılan hamam, Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi’nde bulunan sülüs yazılı çini kitâbesine göre 1525 yılında inşa edilmiştir. Çifte hamam olarak düzenlenen yapı Kurtuluş Savaşı sırasında harap olmuş ve daha sonra da yıkılmıştır. Kadınlar ve erkekler kısmı birbirine dikey yerleştirilmiş olan yapıda her iki kısımda da kare planlı soğukluk, dikdörtgen planlı ılıklık ve yine kare planlı birer halvet vardı. Yalnızca erkekler kısmı ılıklığı beşik tonozlu olup diğer birimler kubbeliydi.

Güzelce Kasım Paşa, devşirmeydi, II. Bayezid devrinde Enderun’da yetişti. Osmanlı devlet kademelerinde değişik görevlerde bulundu. Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatında değişik görevlerde bulundu. Kanuni ile birlikte büyümüş olduğu da söylenir. Bir rivayete göre Mora’da, başka bir rivayete göre ise 960 (1553) yılında Gelibolu’da vefat etti . Birçok yerde hayır eserleri inşa ettirmiş, İstanbul’da, Haliç’in sağ tarafını Kanûnî’nin emriyle dinî ve içtimaî tesislerle donatarak şenlendirmiş olduğundan, semt Kasımpaşa, adını almıştır. Haliç Tersanesi de bir süre Kasımpaşa Tersanesi adıyla anılmıştır.  Bozüyük’te de cami ve külliyesi de dahil bütün hayır kurumları için yüksek gelirli vakıflar bırakmıştır  İstanbul’daki külliyesinin ve Havsa’daki hamamının mimarı Koca Sinan’dır. Nefîse adındaki kızının da babasının İstanbul’daki mahallesinde bir mektep yaptırmış ve öldüğünde oraya gömülmüştür.

Bozüyük

Bozüyük Frigler döneminde oluşmuş bir yerleşim merkezidir. 1908’den sonra Ertuğrul Livası’na bağlanarak Kaza merkezi yapılmıştır. Bozüyük Bilecik’in il olması ile birlikte 1924 yılında ilçe statüsüne kavuşturulmuştur. Burada bulunan Metristepe Anıtı,  Kurtuluş Savaşının simgesi olarak  Zaferi sergilemek üzere İnönü Savaşlarının kazanıldığı yerde yapılmıştır.Birinci İnönü Savaşı tümüyle Bilecik topraklarında gerçekleşmişti. İkinci İnönü Savaşları da Bursa-Uşak kesimlerinde Yunan taaruzuyla başlamış ve yine Bilecik topraklarında yapılmıştı. İlk Yunan işgali 4 gün sürmüş, II.İnönü savaşı sırasında Bilecik iki kere daha işgal edilmiş, 1922 yılında şehir tümüyle işgalden kurtulmuş ama yanıp yıkılmıştır. Bozöyük’ün kurtuluş tarihi 4 Eylül 1922’dir. Bozüyük ilçesi bir çok fabrikasıyla üretim merkezi durumundadır.

Gölpazarı
Bizanslılar döneminde Harmankaya Tekfurluğu’na bağlı olan Gölpazarı, Osman Gazi tarafından alınmıştır. Gölpazarı kuruluşundan itibaren sıra ile Resulşel, Dönen ve Akçaova (Akçaoba) adlarıyla anılmış, son olarak Gölpazarı adını almıştır. Gölpazarı İlçe merkezinde, Mihalbey tarafından yaptırılan Taş Han, Osmanlı Mimari özellşklerine sahiptir. Gölpazarı civarında meyvecilik yaygındır ve her yıl Haziran ayı içersinde Kiraz Festivali düzenlenmektedir.

İnhisar
İnhisar önceleri Söğüt’e bağlı bir bucak iken mütevazı nüfusuna rağmen coğrafi konumu dikkate alınarak 1991 yılında ilçe yapılmıştır. Her Ekim ayında geleneksel Nar Festivali düzenlenmektedir.

Kurtuluş Savaşında Bilecik Tren İstasyonunda toplantı : Bu görüşme teklifi,   İstanbul’daki Tevfik Paşa hükümeti adına Dahiliye Nazırı Ahmet İzzet Paşa tarafından yapılmıştı. Ankara Hükümetine Atatürk kumanda etmişti ,İnönü de yanındaydı. Atatürk Nutuk’ta bu görüşmeden bahsetmektedir. Bilecik İstasyonunun bir odasında, 5 Aralık 1920 günü yapılan görüşmede,  İstanbul hükümetinden  Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa, elçilerden Cevat Bey, Ziraat Nazırı Kazım Bey, Hukuk Danışmanı Münir Bey ve Hoca Fatih Efendi bulunuyordu. Heyetler anlaşamadılar ve Atatürk’ün emriyle İstanbul’dan gelenler geri gönderilmeyip Ankara’ya götürüldüler ve bir buçuk ay kadar orada mecburi misafirliğe tabii tutuldular. Yunan Ordusu 6 Ocak 1921 günü Bursa ve Uşak dolaylarından taarruza geçmiş, 8 Ocak 1921 akşamı Bilecik-Karaköy-Muratdere hattına kadar gelerek Bilecik işgal edilmişti.

Osmaneli
Osmaneli çok eski bir yerleşim yeridir; Trakyalılar, Romalılar ve Bizansa ait kalıntılar bunu göstermektedir. İlçede her yıl Ağustos ayında Alaca Karpuz Festivali düzenlenmektedir.

Pazaryeri
Pazaryerinde ilk yerleşim 1273 yılında olmuştur. Pazaryerinde hediyelik ve turistik toprak ev eşyası ve ağaç eşya yapımcılığı da sürdürülmektedir.Ünü civar illere yayılmış olan Pazaryeri bozası çok lezzetlidir. Ayrıca bira mayası üretimi için kullanılan şerbetçiotu bitkisinin dünyada en kaliteli yetiştirildiği bölge Pazaryeri’dir. Her yıl Temmuz ayında Kınık Köyü’nde geleneksel Kınık Çömlekçiliği şenliği yapılmaktadır.

Söğüt
Söğüt, Osmanlı Devleti’nin kurulduğu ilk yerdir. Sakarya Irmağı’nın güneyinde, Söğüt Deresi’nin ağzında, etrafı tepelerle çevrili derin ve dar bir boğazda kurulmuştur.  Ertuğrul Gazi tarafından bir kuşatma ve mücadele sonucunda 1232 yılında Bizanslılardan alınmıştır. Ertuğrul Gazi Türbesi’nin de içinde bulunduğu ilçe önemli bir turizm merkezidir. Kayı Boyu Aşireti mensuplarının 720 yıldan beri geleneksel olarak sürdürdükleri ve her yıl Eylül ayının 2. haftası yapılan muhteşem törenlerle kutlanan “Ertuğrul Gazi’yi Anma ve Söğüt Şenlikleri” ne çok sayıda yerli ve yabancı ziyaretçi katılmaktadır.  Törenlerde yörüklerin kına gecesi ve yaşantıları canlandırılır, cirit gösterileri yapılır. Tarihte devlet kuran Türk Büyüklerinin büstlerinin yer aldığı Türk Büyükleri Platformu Söğüt’te, kutlama alanındadır. II.Abdülhamdi devrinde Söğüt çok önemsenmiş, padişah imparatorluğun kurulmuş olduğu bu yöreyi yeni baştan önemli eserlerle donatılmıştır. 1889 Yılında İnşa ettirilen Hamidiye Camii,  1901 tarihli idadi ve yetimler yurdu ile 1919 yılında yaptırılan rüştiye ve iptidai mektep Söğüt’ün imparatorluğu ayakta tutmak adına önemsenmesi sonucunu taşır. Ayrıca 1907 tarihli saat kulesi de buradadır. Yine kütüphane ve iki medrese de inşa edilmiştir.

Yenipazar
Eski adı Kırka olan Yenipazar, Cumhuriyetten önce Bolunun Göynük ilçesine bağlıydı. 1926’da bucak olarak Gölpazarı’na bağlanmış, 1988’de de ilçe olmuştur.

Yazı : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz