Cunda – Yund Adaları (Alibey Adası – Ayvalık)

Piri Reis burasını ” Yund Adaları “ olarak yazarken, Rumlar rüzgarıyla gelen güzel kokulardan esinlenerek ” Moshonisi “ olarak adlandırmışlardı. Antik çağdaki adı ise; Nesos’ tu.

Başlığı “Cunda” olarak yazmak zorunda kalsam da bunun kocaman bir yanlış olduğunu artık biliyorum. Altı yaşında iken mübadele ile gelen ve halen (tanrı ona uzun bir ömür versin) burada yaşayan araştırmacı sayın Ali Onay Bey bu konuda oldukça öfkeli. Cunda diye bir isim olamaz diyor. Cunda’nın ne Türkçe’de ne de Yunan dilinde bir karşılığı yok. Buna karşılık, Piri Reis, meşhur haritasında 400 sene önce burasının adını açık bir şekilde yazmış. Burası haritada net olarak gösteriliyor. Adı da, YUND ADA’ları olarak geçiyor. Cunda ismi tamamen bir yanlış okuma sonucu ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu yanlış söylemin düzeltilmesi gerekmektedir. Ya burası Yund Adası olarak telafuz edilmeli veya şimdiki adıyla yani Ali Bey Adası olarak söylenmelidir diyor.

Alibey, Türkiye’nin Ege’de bulunan adalarından biri. AyvTurkiye_Cundaalık’ın bir parçası olmuş ama belki de ismi Ayvalık’tan önce geliyor. Adı, Alibey Adası olarak değiştirilmiş olsa da, genelde geçmişteki ismiyle anılması tercih ediliyor. Cunda, yani Yund Adası koruduğu tarihi geçmişiyle ismini de yaşatıyor diyebiliriz ama kocaman bir yanlış olarak.

Bu gün Ayvalık’a bağlı bir bölge olarak geçen ada, Ayvalık’tan önce yerleşime açılmış. 1952 Yılına kadar da Ayvalık’tan bağımsız olarak bir bucak şeklinde yönetilmiş.

Antik çağ yerleşimi adanın önünde bulunan Dolap Boğazı denilen bölgeydi. “Nesos” olarak adlandırılıyordu. Buradaki yaşam Helen, Roma ve Bizans zamanında da devam etti. Osmanlı idaresinde iken, Ayvalık’tan ayrı olarak yönetilen bir bölgeydi. En parlak devirlerini 18 ve 19.yy’larda yaşadı. 1924 mübadelesinde tamamen boşaltılıp, Girit , Midilli ve Selanik’ten gelenlerle iskan edildi.

Alibey ismi, Kurtuluş Savaşı sırasında Ayvalık, Burhaniye ve çevresinde bulunan 172. Ordu Kumandanı Ali Çetinkaya’nın burada gösterdiği üstün başarısına istinaden onun adını yaşatmak amacıyla adaya verildi.

Cunda’da görülecek yerler
Bütün ada görülmeye değer dersek abartmış olmayız. Ayvalık’tan, Ören, Akçay ve Altınoluk’tan kalkan günübirlik tekneler buraya uğrayıp kısa bir mola veriyorlar. Tekne turlarıyla çevresindeki küçük adacıklardaki yüzme molalarında denizini ve canlı deniz dibini keşfedin. Kendi imkanlarınızla koylarına, özellikle de Pateriça’ya gidebilirsiniz. Yaz mevsiminde Pateriça’ya Ayvalık belediye otobüsü de gidiyor. Pateriça’nın olduğu yer, Birinci Köy’dür. Zeytinliklerin içinden yürüyerek İkinci Köye de gidebilirsiniz. İkinci Köy’ün arka tarafında bulunan “Ay Işığı Manastırı – (Ay Dimitri ta Selina’yı ) ziyaret edin diyemiyorum zira bir kuruma satıldı, şu sıralarda restorasyon çalışmaları yapılıyor. Bu kilise ile ilgili olarak da sayın Ali Onay Bey’in söyleyeceği önemli bilgiler bulunuyor. Ali Bey, Selina’nın kelime anlamının “Enginar ” olduğunu söylüyor. Muhtemelen burasının yakınında yabani enginar tarlaları vardı diye tahminde bulunuyor ve “Enginar yakınındaki kilise” anlamında, “Ay Dimitri ta Selina” olarak adlandırıldığını belirtiyor. Bunlar çok önemli bilgiler. Henüz restore edilmeden önce ben bir kaç defa buraya gittim. Çok bakir bir yerde bulunan manastır harabeleri gerçekten ay ışığı adını hak ediyordu ama çevirinin doğru bir şekilde yapılarak doğru isimle anılması gerekiyor.

Taksiyarhis Kilisesi
1873 Yılında inşa edilmiş. Ada, bu kilise ile ifade ediliyor diyebiliriz. Avludaki üçgen alınlıklı giriş kapısı, Antik çağ tapınak mimarisinden etkilenerek yapılmış. Burası da kapalı Yunan haç planıCundanda inşa edilmiş. Kubbe sekizgen olarak yapılmış. Kilise baş melek Taksiyarhis’e (Cebrail) adanmış. (Yine Taksiyarhis’e adanmış ikinci bir kilise de Ayvalık merkezinde bulunuyor.) Bu kilise uzun yıllardan bu yana harap bir vaziyette onarılmayı bekliyor. Bir çok Kültür Bakanı, yerel yöneticiler ve diğer erk sahipleri bir takım vaadlerde bulunsalar da ne yazık ki bu restorasyon çalışmaları bir türlü başlatılamıyor. Bakanlık, yıkılmasını önlemek amacıyla bir-iki yıl önce bir takım iskeleler kurunca ada sakinleri binanın kurtulacağını zan ettiler ama o ümitler de boşa çıktı. Halbuki hem mimarisiyle, hem de çok fazla tahrip edilmiş hemen hemen yok olmuş olsalar da freskleriyle çok önemli bir yapı. İncil yazarlarının resimleri, Hz. İsa’nın hayatı, Konstantinapolis’in kurucusu Aziz Konstantin ile annesi dindar Helena’da burada tasvir edilenler arasındalar.Yunus peygamberin balığın ağzından çıkış hikayesinin resmedildiği fresk bina hakkında bilgi veren Zehra Teyze tarafından ziyaretçilere anlatılan ilginç hikayenin resmedilişidir. Ama artık Zehra Teyze de kapıyı açamıyor, zira bina çökme tehlikesine karşı önlem amacıyla kapatılmış. İçeride de kurulan iskelelerden dolayı pencereden bile pek fazla bir şey görünmüyor.

Sevim ve Necdet Kent Kitaplığı
Adanın hakim bir tepesinde bulunuyor. Denizden bakıldığında muhteşem bir görüntü oluşturuyor. 2007 yılının Ağustos ayında açılışı yapılan kütüphanede bir çok kişi ve kurum adı var. Kütüphanenin yerinde, ahalinin son yıllarda “Aşıklar Tepesi” olarak adlandırdıkları yerde, sadece dört duvarı kalmış harap bir şapel bulunuyordu. Ama o haliyle bile görülmeye değer bir fotoğraf karesi oluşturuyordu. Bu kalıntı Agiosyannis Kilisesi’nden arta kalanlardı. Kilise, Patrik Teodosios zamanında İstanbul’daki Fener Rum Patrikliği’ne bağlanmış. Burası aslında bir manastırmış. Ana kilisesi de kuzeybatısındaymış. Şimdi kütüphane olarak kullanılan ve restorasyon öncesinde sadece dört duvarı kalan yapı manastırın şapeliymiş.

Manastırın un ihtiyacını karşılayan değirmenin de restorasyon öncesinde sadece temel taşları bulunuyordu. Agios Yannis Kilisesi Ortodoks Hristiyanlar için oldukça önemliymiş. Kitaplığı, özellikle 17.ve 18.yy. kilise hukuğu konusundaki yayınlarıyla biliniyor. Zaman içinde kitaplık taşınmış, mübadele sonrasında da kaderine terk edilen manastır yapılarından geriye çok az bir kısım kalmış. Fakat bir müddet önce manastırın küçük bir kısmı (değirmen ve şapel) Rahmi M.Koç tarafından kiralanıp onarıldı. Değirmen Turkiye_Cundaaslına uygun şekilde yeniden inşa edildi. Bu aşamada da Ayvalık’a gönül vermiş bir başka aile de bu çalışmanın içinde yer aldı. Emekli büyükelçi Necdet Kent son yıllarını bozulan göz sağlığından dolayı okuyamadan geçirmiş ve 2007 yılında yaşamını yitirmişti. İstanbul Balat’taki Musevi hastahanesinde hayata gözlerini yuman Necdet Kent, 1911 yılında Ayvalık’ta doğmuştu. Kent, 1943 yılında Marsilya başkonsolosluğu yaptığı sırada, bir akşam üstü orada bulunan Türk musevilerinin bir trene bindirilerek toplama kampına gönderileceğini öğrenir. Hemen istasyona gider. Gördükleri karşısında dehşete düşer. İçinde 80 kadar Türk musevisinin bulunduğu tren vagonu üzerinde şöyle bir yazı bulunmaktadır; “Bu vagona 20 hayvan ve 500 kile et konabilir.” Kent, uzun sürecek bir çalışma içine girer. Ama başarılı olur, bu insanları o vagondan indirip Türkiye’ye gönderir.

Coca Cola’nın Ceo’su olan oğlu Muhtar Kent, babasına ait toplam 1300 kitabı buraya bağışladı. Bu eski manastır şapeli ve değirmeni bir kütüphaneye dönüştürülüp Necdet ve eşi Sevim Kent’in adıyla Cunda meraklılarının ve okuma tutkunlarının hizmetine sunuldu. Bu mekan adanın üç tarafını da görüyor. Oradan üç denizi, Midilli’nin ve İda’nın sisli tepelerini, Şeytan Sofrası’nı, Dolap Boğazı’nı, Tavuk Adası’nı, Ayvalık’ı kısaca körfezden görülebilecek hemen her tarafı zevkle izleyebilirsiniz. Sevimli bir kafesi var. Kütüphane, Pazartesi günleri haricinde her gün 09.30-17.30 saatleri arasında herkese açık. İnternet bağlantısı da bulunuyor. Kafe her gün 09.00-21.00 saatleri arasında açık.

Adresi : Sevim & Necdet Kent Kitaplığı
Garip Sokak Aralığı No:5. Alibey (Cunda) Adası Ayvalık
Tel : 0266 327 33 00

Taşkahve
Yine adayı anlatan bir başka mekan da Taş Kahve. Onu en iyi, Fatma Girik ile Kadir Turkiye_Cunda_2İnanır’ın baş rolünü paylaştıkları “Kambur” filminde gördük. O zaman önünde böyle sahil restoranları da yok, doğrudan denizden baktığınızda görebiliyorsunuz. Cafe ve müzik kültürünü haşır-neşir etmiş Rum ahalinin var ettiği bu güzel kahve günümüzde de aynı şekliyle korunmuş. İçinde müşterisinden daha fazla sayıda kırlangıçların bulunduğu kahve, tahta sandalyeler, ve masaları, yüksek tavanlı, orijinal konsol ve aynalarıyla buram buram nostalji kokuyor. Demli çayları da cabası.

Aynı sokağı defalarca gezebilirsiniz. Bıktırmıyor. Her defasında ayrı bir güzelliğini fark ediyorsunuz. Kapılar, kapı tokmakları, sarımsak taşlı merdivenleri, kapı ve pencere girişleri, pervazları, ince bir sanatın bütün hüneriyle işlendiği süslemeleriyle Cunda evleri. Daracık, denize uzanan, taş döşeli sokakları. Ama en önemlisi, İda Dağı’ndan gelen esintiyle bu sokaklardan geçen ve bütün güzel kokulu bitkilerin kokusunu taşıyan imbat rüzgarları. Evlerde, özellikle balkon konsollarının altlarına dikkat edin. Değişik süslemeler kullanmış olduklarını göreceksiniz.

Cunda’da çok fazla kilise ve manastır bulunuyor. Dağınıklar. Manastırlar, genelde kırlarda, zeytinliklerin arasında yahut Cunda’nın etrafındaki adacıklardalar.

Ne alınır ?
Tabi ki zeytinyağı ve zeytinyağlı sabun. Öncelikle bunlar alınmalı. Çok güzel hediyelik eşya standları var.

Ne yenir ?
Adalardan gelmiş halkların yaşadığı bir yer Cunda. Kültürlerini, yemek alışkanlıklarını da Cundaberaber getirmişler. Zeytinyağını, otları ve balığı biliyorlar. Bunları harmanlayıp değişik damak tatları yaratmayı meslek edinmişler. Buraya özgü bir balık var; papalina. İzmarit balığının yavrusu. Yemeden ayrılmayın adadan. Onu çerez niyetine de yersiniz. Diğer balıklarla doyurun kendinizi. Kabak Çiçeği Dolması Ayvalık ve Cunda ile bütünleşmiştir. Deniz kestanesi de öyle. Ama ille de bu suların ahtapotu, bu dağların otları, arapsaçı, radika ve diğerleri ile yapılmış mezeleri. Sahildeki balıkçı restoranları, ara sokaklardaki mekanlar hepsi birer lezzet durağı. Alternatifleri de oldukça fazla.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz