Manisa

Bir Ege bölgesi şehri olup, Balıkkesir, Uşak, İzmir, Denizli ve Kütahya ve Aydın ile çevrelenmiştir. 17 İlçesi vardır. Bunlar ; Ahmetli, Akhisar, Alaşehir, Demirci, Gölmarmara, Gördes, Kırkağaç, Köprübaşı, Kula, Salihli, Sarıgöl, Saruhanlı, Selendi, Soma, Şehzadeler, Turgutlu ve Yunusemre’dir.

Trafik plaka kodu : 45

Osmanlı İmparatorluğu zamanında, “Şehzadeler Şehri” olan Manisa, “Mesir Macunu” ve “Manisa Tarzanı” ile de bilinmektedir.

Manisa Dağı’nın (Eski adı Sipylos-Sipil) kuzey eteğinde, Gediz nehrinin geçtiği ovanın kenarında yer alan Manisa, Anadolu’nun iç kesimlerini Ege denizi kıyılarına bağlayan yol üzerinde olduğundan daima önemli bir yerleşim yeri olmuştur.

Manisa adı, bölgede yaşamaya başlayan Magnetler’den ( Magnetler, Yunanistan’ın Teselya bölgesindeki Pelion dağı civarında yaşamaktaydılar) dolayı Magnesia olarak söylenmiş, antik kaynaklarda Büyük Menderes nehri civarındaki Maiandros (Menderes) Magnesia’sından ayırt edilmek için buraya Magnesia ad Sipylum (Sipil Manisası) denmiştir. Zaman içinde de Manisa şekline dönüşmüştür.

Şehir sırasıyla, Hititler, Frigler, Yunanlılar, Lidyalılar, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Saruhanoğulları ve Osmanlıların hâkimiyetinde kalmıştır. Bizans döneminde Batı Anadolu’daki önemli askerî üslerinden biri haline gelmiş, etrafı surlarla çevrilip tahkim edilmiştir. Ayrıca bir piskoposluk merkezi olmuş ve Thrakesion idarî bölgesi içinde kalmıştır. Latinler’in 1204’te İstanbul’u almalarından sonra İznik İmparatorluğu’nun sınırlarına dahil edildi. İmparator III. Ioannes Vatatzes (1222-1254) bir süre Magnesia’da oturdu, kendi adına bir kilise yaptırdı ve öldüğünde buraya gömüldü. 1314 Yılında Saruhan Bey tarafından fethedildi. Saruhanoğullarının merkezi oldu. 1415 yılında Osmanlı hakimiyetine geçti. 1919 Yılı Mayıs ayı sonuna doğru şehir Yunanlıların eline geçti. 1922 Yılı Eylülünde işgalci Yunanlılardan kurtuldu.

Şehzadeler Şehri Manisa
İlk olarak II. Murad, 1437’de, oğlu Alaeddin’i idareci olarak Manisa’ya gönderdi. Ama kent için en önemli olay, II. Murad’ın, oğlu Mehmed’le (II) saltanat değişimi ve Manisa’ya gelişidir. Bu, şehri Bursa ve Edirne’nin önüne çıkardı. Manisa’da tahttan çekilmiş bir padişah gibi davranmayan II. Murad şehrin imarında rol oynadı. Yeniden tahta geçince de oğlu Mehmed’i tekrar Manisa’ya yolladı (850/1446). II. Mehmed (Fatih Sultan Mehmed) burada iken oğlu Bayezid (II) doğdu, ikinci defa tahta çıkınca da ortanca oğlu Mustafa’yı şehre gönderdi. Daha sonra Manisa II. Bayezid’in oğulları Abdullah’a, Şehinşah’a, Korkut’a, Âlemşah’a ve Mahmud’a ev sahipliği yaptı. Bu son iki şehzade Manisa’da iken vefat etti (909/1503 ve 913/1507). II. Bayezid’in oğulları arasındaki taht kavgası sırasında Manisa tekrar ön plana çıktı. Şehzade Korkut bir oldu bitti ile gelip yeniden şehre yerleşti. Yavuz Sultan Selim babasını tahttan indirip padişah olunca Manisa’daki Korkut’un üzerine yürüdü, şehri kuşattı. Korkut gizlice kaçtı; Şehzade Korkut burada iken şöhretini duyduğu ilim ve sanat adamlarını yanına çağırıyordu. Ayrıca kalede yüzlerce ciltlik bir kütüphane de oluşturmuştu.Yavuz Sultan Selim, şehirde ve bölgede bozulan düzeni yeniden sağlamak için oğlu Süleyman’ı (Kanûnî) idareci olarak tayin etti (919/1513). Şehzade Süleyman 926’da (1520) tahta çıkıncaya kadar şehirde annesi Hafsa Sultan ile birlikte kaldı. Padişah olunca da önce Şehzade Mustafa’yı Manisa’ya sancak beyi  olarak gönderdi. Fakat Hürrem Sultan ve Damadı Rüstem Paşa, 1540 yılında, Şehzade Mustafa’nın buradan Amasya ve ordan da Konya’ya gönderilmesini sağlayarak, Karaman Ereğlisi yakınında, öldürülmesini sağlamışlardır. Mustafa’nın yerine Manisa’ya önce Şehzade Selim, daha sonra da Şehzade Mehmed görevlendirildiler. 950 M.1543 Yılında Şehzade Mehmed burada vefat edince naaşı İstanbul’a getirilerek sonradan yaptırılan türbesine gömülmüş ve adına Şehzade Külliyesi yapılmıştır. Bunun üzerine Selim (II) 951’de (1544) Manisa’ya tayin edildi. Burada iken annesi Hürrem Sultan ve kardeşi Cihangir gelip onu ziyaret ettiler (953/1546). Aynı yıl Selim’in oğlu Murad (III) Bozdağ yaylağında dünyaya geldi. Bir süre sonra babasının cülûsunun ardından o da artık veliaht şehzadelerin makamı haline gelen Manisa’ya gönderildi (969/1562). On iki yıl şehirde kaldıktan sonra padişah oldu. Şehre yollanan son şehzade yine 973’te (1566) burada doğmuş olan Mehmed’dir (III); 992’den (1584) tahta çıktığı 1003’e (1595) kadar burada idarecilik yapmıştır.

Manisa Ulu Camii : Saruhanlılar devrinde 780 (1378-79) tarihinde, İshak Çelebi tarafından Emet b. Osman’a yaptırtılmıştır. Cami, medrese, türbe, hamam ve çeşmeden oluşur. İshak Çelebi’nin türbesi medrese avlusunun kuzeyinde yer alır. Kapının köşesindeki saat kulesi XVII. yüzyılda yapılmıştır.

Hafsa Sultan Külliyesi (Sultaniye Külliyesi) : Kanuni Sultan Süleyman, şehzadeliği sırasında 1513 -1520 yılları arasında sancak beyi olarak Manisa’da görevlendirilmiş, annesi Hafsa Sultan da bu süre içinde ona eşlik etmişti. Külliyenin inşasına bu süre içinde başlanılmıştı. Cami, imaret, medrese, sıbyan mektebi, hankah, dârüşşifâ ve hamamdan oluşan eserin bir kısmı 1523’te tamamlanmış, Hafsa Sultan 1534 yılında vefat etmişti. Onun ölümünden sonra padişah oğlu tarafından 1538’de, hamam, bir yıl sonra da dârüşşifâ yaptırılarak külliye tamamlandı. Timurtaşoğlu Ali Bey bahçesi denilen yerde, etrafı boş bir alanda yaptırılan külliye, şehrin ovaya doğru genişlemesi amacını da taşıyordu. Bulunduğu muhitin iskânına çalışılmış ve caminin batı yönüne yirmi hâne yerleştirilerek bunlar her türlü tekâlif vergilerinden muaf tutulmuştu.

Cami, bir sıra kesme taş, üç sıra tuğla ile örülmüş duvarlar üzerinde basamak şeklinde yükselmektedir. 12,30 M. çapında merkezî kubbe ile örtülü harim, daha alçak
tutulmuş ikişer küçük kubbeyle örtülü iki yan mekân ve beş gözlü son cemaat yerinden meydana gelmektedir. Payandalarla desteklenen yüksek kasnağın taşıdığı
merkezî kubbe kare prizma gövde üzerine oturmakta ve bina bu haliyle tek kubbeli olduğu intibaını bırakmaktadır. Harim, ortada birer sütun üzerine basan ikişer kemerli
açıklıklarla yan mekânlara bağlanmıştır; bütün kubbe geçişleri pandantifler ile sağlanmıştır. Üzerinde ebced hesabıyla 929 (1523) tarihini veren dört mısralı Arapça sülüs kitâbenin yer aldığı kapıdan girilen iç mekân ferah ve aydınlıktır. Kapı zarif kitâbesi, kıvrık dallı rûmî süslemeleri ve renkli taş bordürleriyle, geç dönemlere ait göz alıcı barok süslemeler arasında asil bir görünüm sergiler. Mermerden yapılmış olan mihrap ve minber oldukça sadedir. Mihrabın iki yanındaki pencerelerin alınlıklarında görülen lâcivert üzerine beyaz rûmî, hatâyî, rozet, şakayık ve nar çiçeği bezemeli çiniler XVI. yüzyıl için karakteristik olup döneme uygun üslûp gösterirler. Girişin sağında beş direkli ahşap oyma bir hünkâr mahfili bulunmaktadır.Son cemaat yerinin iki köşesinde yer alan ve sekizgen kürsülere oturan kesme taştan yapılmış kalınca gövdeli minareler 30’ar m. yüksekliğindedir.

İki katlı Medrese, caminin kuzeyinde olup, odalar caminin üç tarafına yerleştirilerek ortak avlu kullanılması sağlanmıştır. Külliyenin kuzey doğu köşesinde abidevi bir çifte hamamı bulunmaktadır. Kuzey kısmı kadınlar, güney kısmı erkekler için planlanmış olup, mukarnaslarla geçilen kubbelerdeki yıldız pencerelerden bol ışık alırlar. Her iki bölüm de, soyunmalık, ılıklık, sıcaklık ve halvetlerden meydana gelir. Sıcaklık bölümleri
sekizgen formda olup birbirlerinden bazı detaylarda farklılık gösterirler. Sivri kemerli halvetler her iki bölümde de sıcaklık girişinin karşısındadır. Erkekler kısmındaki halvet
yelpaze tromplu olup, daima şehzadeler tarafından kullanılmıştır.

Medrese ile hamamın arasına, klasik planda iki kubbeli bir yapı olarak inşa edilmiş olan Sıbyan Mektebinin duvarları, alt kısımlarda moloz, üst kısımlarda bir sıra kesme taş ve iki sıra tuğla ile örülmüştür. İki odadan meydana gelen mekânların üzerlerini eşit büyüklükte ve sekizgen kasnaklı iki kubbe örtmektedir. Kubbelere geçiş için mukarnaslı tromplar kullanılmıştır.

 “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Mesir Macunu” UNECO listesinde,

Ayşe Hafsa Sultan,Yavuz Sultan Selim’in eşi, Kanuni Sultan Süleyman’ın annesidir. Çoğunlukla Kırım Hanı Mengli Giray’ın kızı olduğu görüşü hakimdir. 1479 Yılında, Kırım’ın Bahçesaray şehrinde doğmuş, 1495 yılında Trabzon’da Kanuni’yi doğurmuştur. (O sırada Yavuz Sultan Selim Trabzon Valisiydi.) Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ın, Merkez Efendi’ye berat vermesinin temsili töreniyle halka dağıtılan ve 41 çeşit baharatla hazırlanan şifalı Mesir macunu, UNECO tarafından “İnsanlığın somut olmayan Kültürel Mirası” listesine dahil edilmiştir. Her sene Sultan Camisinde yapılan etkinliklerle onlarca ton şifalı Mesir macunu, Sultan Camisinin kubbe ve minareleri ile cami yakınında bulunan ve yola bakan evlerin balkonlarından halka saçılmaktadır. Kimi araştırmacılar Merkez Efendi’nin Manisa’daki külliyenin dârüşşifâsında tabip olarak görev yaptığını ve burada çeşitli baharatlardan hazırladığı macunu (mesir macunu, nevrûziye) her yıl nevruzda şifa için halka dağıttırdığını yazarlar. Fakat bu bilgiler Merkez Efendi ile aynı çağda yaşamış olan yazarların kayıtlarında yoktur. Üstelik darrüşifa, Merkez Efendi Manisa’dan ayrıldıktan epey sonra tamamlanmıştır.

Mesir Macunu Terkibinde Kullanılan Bazı Bitki ve Baharatlar ; Tarçın, Karabiber, Yeni Bahar, Karanfil, Çörek Otu, Hardal Tohumu, Anason, Kişniş, Zencefil, Tarçın Çiçeği, Zerdeçal, Hindistan Cevizi, Rezene, Kebabiye, Sinameki, Sarı Halile, Vanilya, Darı Fülfül, Kakule, Havlıcan, Zulumba, Hıyarşembe, Safran, Kimyon, Çam Sakızı, Mürsafi, Meyan Balı, Limon Kabuğu, Portakal Kabuğu olarak yaklaşık kırk bir çeşit bitki ve baharattan oluşuyor.

Osmanlı sarayında padişahlar için yapılan tiryak çeşitleri arasında mâcîn-ı tiryâk-ı erbaa, tiryâk-ı semâniyye, tiryâk-ı askerî vb. sayılabilir; mesir macunu da yine Osmanlı
tabibleri tarafından zehirlenmelere karşı kullanılmıştır.

Manisa Tarzanı
Asıl adı Ahmet Bedevi olan Manisa Tarzanı’nın nüfus kayıtlarındaki ismi Ahmeddin Carlak’tır. 1888’de Bağdat’da doğup Türk ordusunda askerlik yapan Carlak, daha sonra milli mücadeleye katılıp, kırmızı şeritli İstiklal Madalyası ile onurlandırılmış. Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında Manisa’ya gelip yerleşmiş. Sessiz br kişiliğe sahip olan Bedevi, burdaki yaşamını gerçek bir doğa aşığı olarak sürdürmüş. Belediyede süpürgeci olarak göreve başlayıp, bahçıvan yardımcısı  itfaiyeci olarak da çalışmış. Manisa’yı yeşillendirmek için gayret göstermiş,  dayanılmaz sıcaklarda önce atlet ve kısa pantolon, sonraları yaz kış demeden siyah şortla dolaşmaya başlamış ve bu görüntüsüyle  Manisa Tarzanı olarak isimlendirilmiş. Çevreci kişiliğiyle Spil’de bir kulübede yaşamaya devam etmiş.  31 Mayıs 1963’te yaşamını yitirmiş.Hayatı bir Yeşilçam filmine konu edilmiş, Talat Bulut tarafından oynanmıştır. Adı bir okula verilerek yaşatılmış, Mevlevihane’nin yanına büstü dikilmiştir. Ölüm tarihi olan her 31 Mayıs’ta anılmakta ve onun doğacı kişiliği gelecek nesillere aktarılarak Manisa için yaptıklarının unutulmaması sağlanmaktadır. Kalp yetmezliğinden hastahanede sabah 7,30 sularında hayata veda eden Manisa Tarzanı, ölmeden önce Topkale’ye gömülmek istediğini vasiyet etmiş ancak bunun için Bakanlar Kurulu’ndan izin çıkması gerektiğinden vasiyeti yerine getirilememiş ve Çatal Mezarlığı’na gömülmüştür.

Yazı :Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

 

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz