Sapanca

Sakarya’ ya bağlı bir ilçe olan Sapanca, adını aldığı göl ile Samanlı Dağları arasında bulunuyor. Mavi ile yeşilin buluştuğu bu şirin ilçe, göl kenarındaki kahvaltı mekanları, SPA otelleri ve alternatif turizm olanakları ile büyük şehrin yanıbaşında bir albeni merkezi olarak duruyor.

Sakarya’nın bir ilçesi olan Sapanca, Marmara Bölgesi’nin kuzeydoğusunda yer alıyor. Sapanca Gölü ile Samanlı Dağları arasında kalmış. Samanlı Dağları, Bolu’nun güneyindeki Köroğlu Dağları’nın batıya olan uzantısıdır. Bu uzantı, tek düzenli sıradağ dizisi olarak Hendek, Akyazı ve Sapanca Gölü’nün güneyindeki bütün alanı kapsar. İzmit ve Yalova’ya kadar uzanır. İlçenin diğer komşuları Serdivan, Geyve, Arifiye ve Pamukova’dır.

Sapanca Gölü
46 Km.karelik bir yüz ölçümüne sahip olan Sapanca Gölü, Marmara Denizi’nin bir uzantısı iken, alüvyonlu taşımalardan oluşan yığılmalarla bir göl halini almıştır. 39 Km’lik bir kıyı şeridine sahiptir. Bu uzunluğun 16 km’si Sapanca İlçesi içindedir. Arifiye, Keçi (Kuruçeşme), İstanbul, Mahmudiye, Kurtköy, Yanık, Kuruçay, Cehennem, Aygır, Altıkuruş, Çakalöldü, Maden, Kuru, Liman, Eşme, Fındık, Tuzla, Çiftepınar, Balıkhane Dereleri ile beslenen gölün, kuzey – güney uzunluğu 17 km’dir. En geniş yeri 6 km, en derin yeri 61 metredir. Denizden yüksekliği 31,5 metredir.

Alabalık, Sazan, Kerevit, Yayın, Turna ve tatlı su kefali ile bilinen göl, su sporları bakımından da zengin alternatifler içermektedir. Göl kenarı özellikle İstanbul, Ankara, İzmit ve Sakarya gibi büyük şehirlerden gelen hafta sonu tatilcileri ve günübirlikçiler için önemli bir çekim merkezidir.

Göle ait kıyıların üçte biri Kocaeli, üçte üçü Sakarya sınırları içinde kalıyor. Göl kıyısındaki Samanlı Dağları’nın arka eteklerinde de, Sapanca’lıların yüzünü ağartacak güzellikteki Soğucak yaylası bulunuyor.

Roma İmparatoru Trajan ile Bithynia Valisi Plinius arasında yazılan iki mektup

Bithynia Valisi Plinius, Roma İmparatoru Trajan’a bir mektup yazar;
Senin servetini ve ruhunun yüceliğini düşündüğümde, ölümsüzlüğüne olduğu kadar, şöhretine uygun düşecek ve görkemli olduğu kadar, yararlı da olacak bazı yapılara işaret etmemin çok doğru olacağına inanıyorum. Nicomedia topraklarının sınırında, çok büyük bir göl (Sophon yani Sapanca’dan bahsediyor) bulunuyor. Bunun üzerinde, mermerler, tarım ürünleri, kerestelik odunlar ve ticari mallar gemilerle, az bir masraf ve çabayla yola kadar taşınıp buradan yük arabalarıyla büyük bir zahmet ve büyük bir masrafla denize naklediliyor. Bu yüzden bu gölü denizle birleştirmek istiyorlar. Bu iş için bir sürü insana ihtiyaç var, ancak bunlar sırasıyla halledilebilir. Çünkü hem kırsal bölgelerde, hem de özellikle kentte büyük bir nüfus yoğunluğu var ve herkesin herkese yararlı olacak bir işle seve seve ilgileneceğine de hiç şüphe yok.

Öyleyse bu sana uygun görünüyorsa, iş sadece gölün deniz seviyesinin üstünde olup olmadığını dikkatlice araştıracak bir teftiş memuru ya da mimar yollamana kalıyor. Mimarlar, gölün, bu yerin kırk cubitum üstünde olduğunu ileri sürüyorlar. Ben o bölgenin yakınında bir kral tarafından kazılmış olan bir hendek keşfettim. Ancak bu hendeğin, birbirine bitişik tarlaların suyunu çekmek için mi, yoksa gölü nehre bağlamak için mi yapılmış olduğu kesin değildir. Çünkü bitirilmeden bırakılmış. Şüpheli olan bir başka konu da, bu hendeğin kralın ölümü mü yoksa işin başarısızlığa uğraması sonucu mu tamamlanamadığı. Bunun sebebi ikinci şıksa, sadece kralların giriştikleri bu işin, senin tarafından (çünkü senin ününün yararına duyduğum hırsı bağışlayacaksındır) gerçekleşmesini istemek cesaretini gösteriyor ve bunun için büyük heves duyuyorum.

İmparartorun cevabı;
Sözünü ettiğin göl, onu denizle birleştirmem konusunda beni herkete geçirebilir. Ancak gölün, denize boşaldığı taktirde hemen tükenmemesi için, ne kadar ve nereden su aldığını tam anlamıyla dikkatlice araştırmak gerekir. Calpurnius Macer’den bir kontrol memuru isteyebilirsin, ben de buradan sana bu tür işlerde usta olan birini göndereceğim.

İmparator ve valisi arasındaki bu mektuplar yaklaşık olarak 1900 sene önce yazılmışlar. Gölün büyük kısmı Sapanca ilçesi’nde olsa da, yapılması düşünülen kanalın yeri, günümüzde Kocaeli’na bağlı Kartepe İlçesi sınırları içinde bulunuyor. Göl, buradan kazılacak bir kanalla ya İzmit Körfezine akacak olan bir nehre yahut doğrudan körfeze bağlanacaktı. Ama gerçekleştirilemedi. Bu imparatordan yaklaşık olarak dört yüz yıl sonra gelen bir başka imparator, Jüstinyanus bu bölgede bir takım çalışmalarda bulundu. Sapanca merkezine yaklaşık olarak 10 dakikalık bir mesafede, Sakarya Nehri yatağını düzelttirip üzerine bu gün de görülmekte olan bir köprü (Beş Köprü) inşa ettirdi. Ama sadece bu kadarla kaldı, daha ileriye gidemedi. Onun da böyle bir planı var mıydı, bu da tam olarak belli değildir. Moore’a göre, Justinianos Sakarya nehrinin Karadeniz’e akan kısmını batı yönde Sapanca Gölü’ne yönlendirmeyi planlamış ve bu şekilde Plinius’un projesini gerçekleştirmeyi düşünmüştü. Yine Moore’a göre, Justinianos köprüsünün altından akan nehrin genişliği ile karşılaştırıldığında devasa sayılan boyutları ve diğer SapancaRoma köprülerinden farklı olarak köprü ayaklarının sivri taraflarının günümüzde akıntıya karşı bakıyor olması, bu tezi güçlendiren işaretlerdir. Whitby ise, Sakarya nehrinin söz konusu nehir yatağında gemi geçişi için uygun olmadığını ve aktıntıya karşı bakan sivri köprü ayaklarının başka köprülerde de bulunduğunu öne sürerek bu tezi kabul etmez. Froriep ise, yerel topografik özelliklere göre akış yönünün değiştirilmesinin mümkün olabilecek olduğunu öne sürerek, böyle bir projenin olasılığı üzerinde durur

Osmanlı İmparatorluğu’nun en iyi sadrazamlarından biri olan Sokullu Mehmet Paşa, Plinius ile Trajan arasında yazışma konusu olan bu fikre çok sıcak bakıyordu. Ama ne yazık ki o da bu projeyi hayata geçiremedi. Daha sonra, III.Mustafa da, denizle gölün bir şekilde birleştirilerek taşımada su yolundan faydalanmayı düşündü ama bu sadece padişahın düşüncelerinde kaldı, gerçekleşemedi. Sapanca Gölü suları, çevresindeki büyük yerleşimlerin içme suyu olarak kullanılmaktadır. Gölde su bir hayli azalmış durumdadır.

Evliya Çelebi ve Sapanca
Evliya Çelebi, 1641 yılında, İstanbul’dan yola çıkarak İzmit’e oradan da Sapanca’ya gelir. Ve bu yolculuğunu şöyle anlatır; İzmit’te bir gün bekleyerek, ertesi gün nefir çaldırıp, altı saatte, doğu tarafa, ağaçlar ve ormanlar arasında gittikten sonra, Sapanca Kasabası durağına geldik. Vaktiyle İzmit’li bir koca ihtiyar, buradaki dağlık dikenleri kırdırıp saban yürüttüğünden, “Sabanca Koca” adıyla bir köy olmuştur. Sonra, zamanla mamur olup, Koca Süleyman Han zamanında bir kasaba şekline girer. İçinde, Sarı Rüstem Paşa büyük bir han yaptırmıştır ki, 170 ocaktır. Latif bir cami, bir hamamı, güzel bir çarşısı vardır. İmaretleri gök kurşun ile örtülüdür. Bin kadar kiremit örtülü evi vardır. İmaretleri hep Koca Sinan yapısıdır. Bir Pertev Paşa Hanı var, o da Mimar Sinan işidir. Methedilecek şeylerden, beyaz kirazı meşhurdur. Hamamının dibinde bir ekmekçi dükkanı vardır. “Sabanca Somunu” adı ile her tarafta şöhret bulmuştur. Hatta, 40 gün bile dursa, kuruyup, küflenip lezzetinin değişmesi ihtimali yoktur. O kadar meşhurdur ki, birini taze taze Acem Şahı’na götürmüşler, o da beğenmiş. Bu derece lezzetli ve has ekmek oluşunu, bazıları, suyundandır derler. Sapanca Gölü’nün etrafı 24 mildir. Dört tarafında kasaba gibi 76 parça köyü vardır. Bütün ahalisi bu halicin suyundan içtiklerinden çehrelerinin rengi kırmızıdır. Ürünleri çoksa da bağları yoktur. Bahçeleri hadden aşırıdır. Bu gölün kenaarında bin türlü kavun ve karpuz olur ki ancak ikisini bir eşek çekebilir. Bu gölcük içinde yetmiş seksen parç kayık vardır ki köyden adam, kereste ve diğer eşya götürürler. Bu gölde bulunan yetmiş seksen çeşit balıktan avlanıp kar ederler. Ala balığı, sazan balığı, turna balığı, luna balığı gibi tatlı su balıkları çok lezzetli olur. Ferahlık ve kuvvet vericidir. Gölcüğün derinliği bir çok yerde 20 kulaçtır. Suyu gayet saf ve barrektır. Kıyısında olan köylerin adamları, elbise yıkadıkları vakit asla sabun sürmezler. Ne yıkasalar, temiz ve beyaz tülbent gibi olur. adı geçen ekmek somununu dahi bu suyla yoğurduklarından pamuk ekmeği gibi olur.

Hasan Fehmi Paşa Camisi
Sapanca’ya bağlı Mahmudiye Köyü’ndedir. Köy, Sapanca merkezine 3 km’lik bir mesafede olup, yüksekçe, dar bir alana kuruludur. Cami, kodlu bir arsa üzerine kurulmuştur, gölü gören güzel bir manzaraya sahiptir.

Hasan Fehmi Paşa, 1836 yılında, Batum’a bağlı Büyük Muradiye Köyü’nde doğdu. İstanbul’a geldikten sonra, “Türk Galip Paşa” lakabıyla bilinen Galip Paşa’nın evlatlığı veya kızıyla evlenerek, paşanın damadı oldu. Arapça ve Farsça eğitimi yanı sıra Fransızca öğrenmiş ve özel hocalardan hukuk dersi almıştı. 1858 Yılında, Bab-ı Ali Tercüme Odası’nda aday memur olarak başlayan çalışma hayatında, değişik görevlerde bulundu. Ticaret Mahkemesi Resiliği, Aydın, İzmir, Selanik Valilikleri, değişik komisyonlarda başkanlıklar, İstanbul mebusluğu, Meclis başkanlığı, Hazine-i Hassa Nazırlığı, Nafia Nazırlığı, Vezirlik, Hukuk Mektebi Hocalığı, Adliye Nazırlığı görevlerinde bulundu. Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere arasında yapılan Mısır görüşmelerinde olağanüstü elçi, “Tokat Hadisesi” mahkemesinde, mahkeme reisiydi. İstanbul Konferansı’nda Osmanlı İmparatorluğu adına görev aldı. 1904 Yılında, Rüsumat Eminliği görevine getirildi. Maden Nizamnamesinin hazırlanmasında görev aldı ve bu çalışma 1906 yılında yürürlüğe konuldu. 28 Ağustos 1910 Yılında, İstanbul Fatih’te öldü. Aile kabristanına gömüldü.

Hasan Fehmi Paşa, II.Abdülhamit’in başkanlığında oluşturulan Osmanlı-Rus Savaşı Mültecilerine yardım kampanyasında, başkan yardımcısı olarak görevlendirilmişti. O sırada Batum’dan gelen köylülerini Sapanca’da bu gün “Mahmudiye” adıyla anılan köye yerleştirdi. Göçmenler köyün ilk sakinleriydiler. İbadet etmeleri için de bu şirin camiyi yaptırdı. Hasan Fehmi Paşa’nın kaleme aldığı “Telhis-i Hukuk-u Düvel” isimli hukuk kitabının telif hakları da, kendisi tarafından hukuk mektebine bağışlanmıştı. Bu kitabından dolayı, II.Abdülhamit’e jurnal edilmiş, ve sicil cezası almıştı. Eşi, kendisine ait Teke Kazası’nda (Antalya) bulunan 40 dönümden büyük arazisini, Müslüman göçmenlerin yerleştirilmeleri için devlete bağışlamıştı.

Paşa, aydın görüşlü, çalışkan ve üretken bir kişiliğe sahipti. Aydın Valiliği zamanında, devlet çalışanlarının iyi giyinmeleri üzerinde durmuş, kılık kıyafetin halk üzerinde önemli tesirler yarattığını ifade etmişti. Halkın şalvarla şehre girmesini yasaklamıştı. Bunlar, şehir içinde dolaşırken yakalanır ve halk tarafından “çatalbacak” ismi verilen pantolon giymeleri konusunda zorlanırlardı. Hatta, Paşa, Aydın zeybeklerinin kıyafetleriyle de ilgilenmiş, uzun püsküllerini kısalttırmış, poturlarının kısa paçalarını diz kapaklarına kadar uzattırmıştı.

Hasan Fehmi Paşa Camisi, taş, tuğla ve ahşap malzemeler kullanılarak inşa edilmiş. Türkçe kitabesinde, 1887 yılında inşa edilmiş olduğu belirtiliyor. Orijinal kitabesinde Zümer Süresinin 73.ayeti yazılıdır; Selam (ve selamet) size. Tertemiz geldiniz. Artık ebedi kalmak üzere giriniz buraya. Minaresi caminin içinden konumlandırılmıştır. İçeriye dört basamak çıkılarak girilir. Sahanlık kısmından esas cemaat yerine geçişte, büyük bir kapı konularak her iki tarafı demirden şık kafeslerle örülmüştür. Yan taraflarda, solda altta ve üstte ikişer kemerli pencere, sağda, üç büyük kemerli penceresi vardır. Çatısı kiremit kaplı olup, 2.150 metrekarelik bir arsa içine oturtulmuştur. İç alanı 250 metrekaredir. 500 kişiliktir. Bahçede güzel bir şadırvanı vardır. İçerideki orta ve dört küçük avizesi orijinaldir. İç tezyinatları oldukça güzeldir. Yan duvarlarında, mukarnaslardan faydalanılarak kubbeye geçiş verilmiştir. 1999 Yılı büyük depreminde özellikle üst katta hasarlar meydana gelmiştir. Çevresi, yeşil, canlı ve sakin bir dokuyla kaplıdır.

Sapanca Tren İstasyonu
İstasyon binası, Alman Gotik tarzında yapılmıtır. Korunarak iyi bir şekşlde günümüze gelmiş olan istasyon, halen kullanılmaktadır. II:Abdülhamit döneminde, 1888 yılında başlanan İstanbul-Bağdat Demiryolu’nun uzantısı olarak 1889 yılında temel iatılmış ve 1890 yılında bitirilmiştir. Minarı bir fransız olup, adı, Hazelaire’dir. Haydarpaşa-İzmit Demiryolu hattından sonra, Büyük Derbent-Arifiye etabı başlatıldığında inşs edilen Sapanca hattı, dönemin e nzorlu etabı olmuştur. Bölgenin hem bataklık olması hem de göl kenarının oldukça uzun bir kesiti kaplaması, çalışmaların uzamasına ve maliyetinin artmasına sebep olmuş.

Cedid Cami
İlçe merkezindedir. Cimi girişi üzerindeki kitabeye göre, 1899 yılında inşa edilen caminin banisi belli değildir. 1967 Yılında meydana gelen Büyük Sakarya depreminde tamamen yıkılmış olduğundan, betonarme olarak yeni baştan inşa edilmiştir.

Sapanca Cami-i Cedid Çeşmesi
İlçe merkezinde bulunan Cedid Camisinin önündedir. 1752 Tarihli bir çeşme olup, dikdörtgen planlıdır. Arkasında bulunan cedit Camisi şadırvanı ile daha sonra birleştirilmiştir. Kartuşlar içine kazılmış on satırlık kitabesi tahrip olduğundan okunamamaktadır, sadece buradaki 1752 tarihi tespit edilebilmiştir. Çeşmenin ön yüzü harika işlemeleri olan mermerle kaplanmış ve kiitabe çeşme aynalığının ortasına konulmuştur. eşmemnin üzeri daha sonraları kırma bir öatı ile kapatılarak sıvanıp boyanmıştır. Çeşme, ayna taşındak izengin süslemeleiykle görlmeye değer güzelliktedir.

Yazı ve Fotoğraflar : Bilsen GÜRER
bgurer@isiltur.com.tr

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum yapabilirsiniz